26 Ocak 2011 Çarşamba

Komünizm Tehlikesi - Gerçek mi Yoksa Hedef Saptırma mı?

Ne zamandır kafama takılan bu konu hakkında daha önce başka bir yerde yazdığım yazıyı biraz daha düzelterek burada da tekrar etmeye karar verdim.

Evet, nedir bu "Komünizm Tehlikesi"? Dünyada komünizm namına bir tehlike kalmadığı halde memlekette hala bir şekilde diri tutulmaya çalışılan korkudur. Hala vatandaş, işçi, emekçi ve "insan" hakkında biri birşey söylediği zaman sosyalist, komünist sıfatları takılarak kötülenmekte ve hemen akabinde "komünizm tehlikesi"nden dem vurulmaktadır.

Tabi bu işin, yani "komünizm tehlikesini" körüklemenin ağa babası olan ABD unutulmamalıdır, komünizm korkusu orada da ilk panik anında kullanılmak üzere istim üzerinde bekletilmektedir. Hatta en son bu korku Obama yönetiminde geçirilmeye çalışılan Sağlık Reformunda da sıkça kullanıldı. Bu arada bu konunun evveliyatı da vardır. Bu sağlık reformunu daha önce Clinton da geçirmeye çalışmıştır. ABD'de halkın geneline yayılacak bir sağlık reformu çalışması her yapıldığında sağlık sigortası şirketleri ve sağlık sektöründen nemalanan şirketler hemen lobileri vasıtasıyla karşı progandaya başlayıp "mecburi hizmet gelecek, doktorların istediği yerde çalışma özgürlüğü gidecek, hastaların doktor seçme özgürlüğü gidecek bu ancak sosyalist devletlerde olur" bağlamında şeyler söyleyerek halkı galeyana getirmekte ve reformu engellemektedirler. (Bu konuda daha fazlasını Micheal Moore'un "Sicko" adlı belgesilini izlemenizi öneririm.)

Şimdi niye ABD'den örnek verdim? Çünkü biz küçük Amerika'yız ya ondan. Bizi ABD'ye o kadar çok benzetmek istiyorlar ki korkularımız da benzer artık.

Bu kadar konuşmadan sonra duyar gibi oluyorum "Sen şimdi komünizm mi savunacaksın?" diye soranları. Savunmayacağım ama önce bir soru soracağım: Zaman zaman sizlerin de kulaklarına çeşitli vesilelerle "tüm kötülüklerin kaynağı komünizmdir" vs. diye söyleyen insanların sesleri gelmiyor mu? Benim geliyor. Peki bu sorunun artık zamanı geçmedi mi?

İşte benim karşı çıktığım husus "komünizm kötüdür" "tüm kötülüklerin kaynağı komünizmdir" ifadesinin anlamı değil, bu söylemin yapıldığı zaman ve toplumun içerisinde bulunduğu koşullardır.

Bu söylem 1970'ler veya 80'lerde bir anlam ifade edebilir ancak günümüzde hangi komünizm diye sorar insanlar, mesela ben soruyorum.

Oysa bugün tüm kötülüklerin anasını aradığınızda karşınıza çıkan adres bellidir: ABD, yandaşları ve tüm dünyaya empoze edilen "tüketim" çılgınlığı, tüketim toplumu ve onun beraberinde getirdiği tüketim alışkanlıkları, yozlaşma ve kültür erozyonu.
Peki bunu kim empoze ediyor, uluslararası sermaye, uluslararası-devletler üstü (diğer adıyla çokuluslu) şirketler.

Bu gerçeği görmezden gelerek hala "tüm kötülükler komünizmden kaynaklanıyor" diyen insanların biraz da gerçekleri görmelerini istiyor ve diliyorum.
"Komünizm" diye diye memleket batı manyağı yapıldı, oramızı buramızı Komünizme kaptırmayalım derken batının yatağına sokulduk-girdik. Şimdi istesek de o yataktan çıkamıyoruz, ama hala "komünizm" diye ünleyip duruyoruz.

Komünizm ve hatta solculuk korkusu o raddeye gelmiş ki dumura uğramışız, korkudan dilimiz tutulmuş tutunduğumuz O dalın bizi zehirlediğini bir türlü idrak edemez olmuşuz.

"Komünizm her kötülüğün kaynağıdır" diyen insanların aynı şekilde Batı hegamonyasına-Bilinçsiz tüketime-Kültür Yozlaşmasına karşı da birşeyler söylemesini diliyorum, istiyorum. "Zaten söylüyoruz" diyenler varsa daha kuvvetli söylemelerini istiyorum çünkü duyulmuyor. Evet, belki komünizm kötüdür ancak batının hegamonyası da (emperyalizmi) kötüdür. Burada ehven-i şeri mi seçeceğiz? Bu ne kadar ahlaki, etik?

[Şunu yazarken bile insan ikileme düşüyor. Adamlar o kadar başarılılar ki, "Emperyalizm" kelimisini kullanırken bile insana kendisini "komünist" hissetiriyorlar. Yani ben şimdi bu adamları ifade etmek için "emperyalist" diyeceğim ve bu yazıyı okuyanlar hangi kesimden (sol-sağ farketmez) olursa olsun beni "solcu" ya da "komünist" olarak belleyecekler. Bu arada dilin bu işlevi hakkında Orwel’in 1984 kitabında çok güzel örnekler ve açıklamalar vardır. Bu da başka bir yazının konusu olsun.]

Bu yazı bir komünizm propangadası değildir sadece bir durum tespitidir, ancak yine de beni bununla itham edebilirsiniz fakat durum öyle ya da böyle budur. Kanımıza giren Amerikancılık bizi uyuşturmuş ve hatta zehirlemiştir. Eskiden komünizme karşı kullanılan argümanlar bugün artık ulusalcılık, devletçilik gibi kavramlara karşı kullanılmaktadır. Bu mekanizmalar artık yukarıda bahsi geçen dev şirketlerin hizmetine sunulmuştur. Komünizm üzerinden kendi değerlerimize, bizi biz yapan değerlere saldırılmakta ve komünizm paravanı kullanılmaktadır. Ve bu sadece bizim ülkemizde değil ABD de bile böyledir. Bu şirketler kendi vatandaşlarına karşı bile aynı mekanizmadan faydalanıyorlar. Fakat artık bu “komünizmin tehlikesi”nin arkasında eskinin komünist devletleri yok. İpler artık başkalarının elinde.

70'leri ve 80'leri referans alan şahıslar da bunu farketmeden hala bu söylemi sürdürmektedir. Şuan ki bozulmayı-yozlaşmayı bile doğrudan komünizme bağlamaktadırlar ki ben artık böyle söylemlerde bulunanlarda şüphe etmekteyim, söylediklerinde bir ard niyet aramaktayım. Bu kültür erozyonunun, yozlaşmanın, dejenerasyonun (bu arada toplumun sağı-solu farketmiyor her kesiminde vardır dejenerasyon), çılgınlar gibi tüketmenin sebebi komünizm midir? Batı’dan ithal ettiğimiz şeylerin etkisi hiç yok mudur?

Komünizm tehlikesinin artık bir hedef saptırma olduğu aşikardır. Bu bağlamda herkesin komünizm korkusunu yenmesini ve gözünü bu yeni dünyaya açmasını dilerim.

0 yorum.:

Yorum Gönder