11 Aralık 2009 Cuma

Göz Kremlerinin Etkisi Ne Kadar?

Evet, uzun zamandır yazmak istediğim ama bir türlü yazamadığım bir yazıyı sizlerle paylaşarak sizlere ve de cüzdanlarınıza faydalı olmak istiyorum. "Göz kreminden sana ne?" diyebilirsiniz, evet ben kendim kullanmıyorum fakat Tüketim düzeninin çarklarına karşı bilinçlenebilmek, tek amacı daha çok kar elde etmek olan "tükettiricilerin" reklam-pazarlama-dezenformasyon-olduğundan daha büyük gösterme becerilerinin ne kadar büyük olduğunu farkettirebilmek için her türlü çabayı göstermeye kararlıyım. İşte bu yazıyı (daha doğrusu orijinali ingilizce olan yazının çevirisini) bu vesaikle yayınlıyorum.

Consumerreports.org sitesinde "Do eye creams make a visible difference ?" (Göz kremleri gerçekten gözle görülür bir fark yaratıyor mu?) adı altında bir makale-araştırma yayınlamış. İşte bu makale:

"
Sadece 24 saat içerisinde daha genç bir görünüm", "daha parlak, daha gergin, tazelenmiş" bir göz bölgesi gibi iddiaları duymuşsunuzdur. Amerikalılar (Ç.N. ve bu kremleri kullanan diğer milyonlarca insan) gerçekten bu iddiaların doğru olmasını istiyor olsa gerek ki sadece bir yılda kırışıklık giderici kremlere bir milyar dolardan fazla para harcıyorlar.

Piyasada bulunan 16 farklı göz kremini test ettik - 10'u ABD'de satıyor ve 6 tanesi internetten siparişle Avrupadan getirtilebiliyor ve sadece bir kaçının denemeye değer olduğunu bulduk. Fakat bunların da cildinizi eski gençlik günlerinize döndüreceğini beklemeyin.

* Sonuçlar değişken. Her ürün kırışıklık uzunluğunu veya derinliğini en azından bazı kişilerde azaltsa da diğer kişilerde hiç bir fark yaratmadı. Kontrol amacıyla kullandığımız kırışıklık önleyici özelliği olmayan sıradan bir nemlendirici kırışıklıkları "yüksek nitelikli" bir kaç kremle aynı miktarda azalttı.

* Gerçekleşen değişimler çok küçüktü. En iyi performans gösteren ürünlerde bile göz kenarlarındaki kırışıklıklarda gerçekleşen değişim kolay farkedilemeyecek kadardı. Altı hafta boyunca her gün kullanıldıktan sonra hiç bir ürün kırışıklıkları yok edemedi.

* Fiyatlar hiç birşeyin göstergesi değil. Test edilen en pahalı krem, daha ucuz markalardan daha iyi performans gösteremedi.


Testler dışarıdaki bir laboratuarda 94'ü kadın 107 kişi üzerinde gerçekleştirildi. Her kişi iki krem kullandı, altı haftaboyunca sabah ve akşam olmak üzere birini bir gözlerine diğerini diğer gözlerine sürdüler.  Testten önce, ilk uygulamadan bir saat sonra ve altı haftalık kullanımdan sonra olmak üzere her bir katılımcının göz çevrelerinin yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraflarını çektik. Ayrıca katılımcılara anket de doldurttuk. Eğitimli değerlendiriciler fotoğraflara bakarak değerlendirmede bulundular (hangi fotonun önce hangisinin sonra olduğunu bilmeden).
"

Gördüğünüz üzere salatalık soyup kabuğunuzu oranıza buranıza yapıştırmakla yüzlerce liraya aldığınız kremlerin etkisi hemen hemen aynıymış...Artık anlayan anlasın.

Evet benden bu kadar, bu yazıyla ilgili daha detay görmek, orijinalini okumak için buraya tıklayın.


9 Aralık 2009 Çarşamba

Spam Zombileri Geldi mi?

İnternette dolaşırken 2006 yılında yayınlanmış "bayat" bir habere denk geldim ve acaba bu haberde bahsedilenler gerçekleşti mi diye sormadan edemedim. Önce haberin çevirisini aşağıda vereyim:

"
Herkesin başının belası olan spam posta göndericileri yakında zombi bilgisayar tabir edilen trojan yüklü bilgisayarları tamamen yeni bir amaçla kullanmaya başlayabilirler. Enfekte olmuş bilgisayarlar, kişinin e-postalarına bakıp, bilgi toplayarak gerçeğe yakın eposta cevapları gönderebilecek programlar çalıştırabilir.

Calgary Üniversitesi, Bilgisayar bilimleri bölümünden Yrd. Doçent John Aycock ve öğrencisi Nathan Friess en iyi spam filtrelerini atlatan ve normalde şüpheli eposta iletilerini silen deneyimli bilgisayar kullanıcılarını bile kandırması olası yeni bir spam türü oluşturulabileceğinin mümkün olduğunu bir araştırmayla gösterdiler. Spam filtreleri ve hedef kişiler açısından bir spam iletisinin şüpheli olması için iki ana sebep vardır: Doğru bir kaynak gelmez ve doğru gözükmez.

Fakat spam zombilerinin evrimi bunu değiştirecek gibi gözüküyor. Bu yeni zombiler enfekte olmuş bilgisayararda buldukları epostaları inceleyecek ve gelişmiş, ikna edici spam iletileri oluşturmak ve bunları hedeflerine göndermek için bu bilgileri kullanacaklar.

Yeni nesil spam iletileri dostlarınız veya iş arkadaşlarınızın eposta adreslerinden gönderilebilir ve hatta bu iletilerde arkadaşlarınıza ait yazım alışkanlarını bile görebilirsiniz (aynı yazım hataları, aynı hitap ünlemleri, aynı kısaltmalar ve aynı kişisel bitiriş cümleleri)-ki bu durum sizi bir Web linkine tıklamak veya ekli bir dosyayı açmak için ikna edebilir.

Bir eposta iletisinden hangi bilgiler kolayca elde edilebilir? Dört kategori var:

1. Eposta adresleri. Kurbanın eposta adresi ve kurbanın yazıştığı diğer kişilerin eposta adresleri.

2. Kurbanın kullandığı eposta programı ve yapılandırmasıyla ilgili bilgiler. Örneğin User-Agent bilgisi, metin kodlama bilgisi, otomatik olarak eklenen imza dosyası, cevaplarda ve iletilen postalarda kullanılan alıntılama tarzı vs.

3. Kelime dağarcığı. Kurban tarafından ve yazıştığı kişiler tarafından kullanılan normal kelime dağarcığı.

4. Eposta tarzı.
  - Satır uzunluğu, bazı kimseler hiç alt satıra geçmez;
  - Büyük-küçük harf kullanımı;
  - Manüel olarak ilave edilen imzalar, sıklıkla kurbanın adıdır;
  - Kısaltmalar, "selam" yerine "slm" gibi;
  - Yazım hataları;
  - Cevaplarda, cevap metninin alıntılanan metnin altına veya üzerine yazılması.

Bu kadar özgün, hedefli bir yaklaşım spam göndericisinin çabasının karşılığını vermeyecek kadar karmaşık gözükebilir. Ancak Aycock ve Friess bu hipotetik yaklaşımın bir kısmını test ederek bu yeni spam türünü otomatik olarak oluşturmanın görece kolay olabileceğini gösterdiler.

Aycock ve Friess iki eposta havuzundan faydalandılar - bir havuz kendi oluşturdukları eposta iletilerini içerirken, diğer havuz iflas ettikten sonra halka açılan Enron veritabanlarından elde edildi.

Bir bilgisayar programı her iki eposta havuzundaki bilgileri tarayarak istatistiksel olarak belirgin kısaltma, büyük-küçük harf kullanımı ve imza şablonlarını topladı. İkinci bir program bu şablonları standart, tek satırlık bir spam iletisini otomatik olarak kişiselleştirilmiş cevaplar haline dönüştürmek için kullandı.

Örnek:

Mevcut bir eposta:
Hi Jane,

When you get this message, I’m expecting a reply. Please reply to me as soon as possible.

Thanks,

T Boss

--
Tim Boss
The Big Manager
Big Corporation


Gönderilmek istenen spam iletisi:
Hi,

I just talked with [NAME] and you should take a quick look at http://some.bad/url


Programın Tim Boss'a ürettiği otomatik ileti:
Tim Boss wrote:
>Hi Jane,
>
>When you get this message, I’m expecting a reply. Please
>reply to me as soon as possible.
>
>Thanks,
>
>T Boss
>
>--
>Tim Boss
>The Big Manager
>Big Corporation
>
>
>

Hi,

I just talked with Rick CoWorker and u should
take a quick look at http://some.bad/url
Jane D

--
Jane Doe
An Employee
The Big Corporation



Zararlı yazılım bu kandırmacayı daha da geliştirebilir, örneğin enfekte bilgisayarı kullanan kurban halihazırda bu epostayı cevaplandırıyorsa program bu ileti için bir cevap üretmeyebilir.

Ayrıca zararlı yazılımın alakasız zamanlarda eposta göndermesi de önlenebilir. Diğer bilgilerin yanı sıra kurbanın epostaları genelde cevaplandırdığı zaman bilgileri de mevcut epostalardan elde edilebilir. Bu durum spam iletisinin daha da normal gözükmesine katkı sağlar.

Bu yeni yaklaşım daha spam göndericileri tarafından kullanılmıyor ancak Aycock bunun an meselesi olduğunu söylüyor.
...

"

2006'da yapılan bu araştırma haklı mı? Spamciler bu kadar ileri gittiler mi? Bakalım neler göreceğiz bu internet dünyasında.


kaynak:
1) http://pages.cpsc.ucalgary.ca/~aycock/papers/sz.pdf
2) http://www.spamdailynews.com/publish/Spam_zombies_from_outer_space.shtml



24 Kasım 2009 Salı

Ninja Kaplumbağa'lar Eleman Arıyormuş!



(Çevirisi: Ninja Kaplumbağalar Eleman Arıyor. Başvuru içeriye)

19 Kasım 2009 Perşembe

Üç Dil

Bugün internette karşıma bu şiir çıktı. vermeye çalıştığı mesajlar itibariyle sizlerle paylaşmak istedim. Tabi bu arada şiiri okuyup "evet bir yabancı dil bilmek lazım", "ben zaten ingilizce biliyorum, oh yeah baby." şeklinde yorumda bulunmaya başlamadan önce tekrar şiire bakın ve "önce ana dilini bileceksin" mesajını görüp anlayın.


En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime arslan ağzında
Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksın

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Atın ölümü arapadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik âlâsı demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür gümbürdemesini becereceksin

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernuş
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun

Bedri Rahmi Eyüpoğlu

Dezenformasyon Nedir?


Dezenformasyon, yanlış veya tutarsız bilgilerin kasıtlı olarak yayılmasıdır. “Kara propaganda”yla anlamdaş olup zaman zaman bu adla da anılır. Sahte belgelerin, el yazmaları ve fotoğrafların dağıtılması veya zararlı söylentilerin ve uydurma istihbaratın yayılması gibi eylemleri içerebilir. Dezenformasyon tabiri; bilginin kasıtsız olarak yanlış olduğu eksik-yanlış bilgilendirme (misinformation-mezenformasyon) kavramıyla karıştırılmamalıdır.

İstihbaratta dezenformasyon, bir düşmanı yanıltmak ve yanlış yere yönlendirmek maksadıyla yanlış bilginin kasıtlı olarak yayılmasıdır. Politikada ise dezenformasyon, adayların zayıf noktalarına yönelik olarak çeşitli imâları temel alan yanlış beyanlar yaymak suretiyle rakibin oy desteğini saptırmak için yapılan kasıtlı eylemlerdir. Her iki durumda da gerçek bilgiyi faydasız kılmaya yönelik bozucu eylemler söz konusudur.




Dezenformasyon yöntemlerine bir rakibin altını oymak maksadıyla iş dünyasında ve siyasette de rastlanılabilir. İnsanları yalan bilgiye ikna etmek için kandırma ve küstah yanlış beyanlarda bulunma eylemleri de dezenformasyondur. (Bu konudaki dünyadan verilebilecek en yakın örnek ABD’deki Enron’un da katıldığı muhasebe skandalıdır. Bunun sonucunda Sarbanes–Oxley kanunu çıkartılmıştır.)

Dezenformasyon, kitlelerin duygusal desteğini hedefleyen geleneksel propaganda ve Büyük Yalan tekniklerinden farklı olarak çelişkili bilgilerle rakibi-hedefi gözden düşürerek veya yanlış sonuçları destekleyerek hedef kitleyi rasyonel seviyede manipüle edecek şekilde tasarlanır.



Kırk Katır Kırk Satır-1 Kontrgerilla ve Ergenekon'u Anlama Kılavuzu Ertuğrul Mavioğlu - Ahmet Işık



Bir başka yöntem de gerçekleri gizlemek veya sansürdür. Fakat bilgi kanalları üzerinde tam bir kontrolün olmadığı durumlarda bu kanalları dezenformasyon maksatlı bilgilerle doldurarak gerçek-doğru bilgiyi boğmak ve kolayca çürütülebilecek birçok yanlış iddialarla rakibin itibarını sarsmak da birer dezenformasyon yöntemi olarak kullanılır.

Genel bir dezenformasyon tekniği de bazı gerçekleri ve gözlemleri yanlış sonuçlar ve yalanlarla karıştırmak (daha argo bir tabirle "sulandırmak") veya gerçeğin sadece bir kısmını bütünmüş olarak sunmaktır.

Soğuk Savaş döneminde dezenformasyon askeri ve siyasi bir taktik olarak kabul görmüştür.

Dezenformasyon tekniklerinin doğası gereği varlığını ve yokluğunu ispatlamak zordur. Hatta dezenformasyonun tanımını araştırmaya kalktığınızda bile dezenformasyona maruz kalırsınız. Halkla ilişkiler, reklam, basın, internet (örneğin forumlar) ve diğer alanlar dezenformasyonun yayılabileceği mecralardır. Özellikle halkla ilişkiler alanı, yapılacak eylemin amacına göre basit bir tanıtım olabileceği gibi bariz bir dezenformasyon da olabilir.

Örneğin özel veya resmi bir kurum hakkında basında olumsuz bir haber çıktıktan bir müddet sonra aynı kurumla ilgili bir sürü olumlu haberin çeşitli basın kanalları vasıtasıyla hedef kitleye sunulması bir açıdan dezenformasyon olarak değerlendirilirken öte yandan “kurumun prestijini korumak” amacı doğrultusunda bir halkla ilişkiler eylemi olarak adlandırılabilir.

Bu konuda serbest piyasadan verilebilecek bir örnek ise tütün şirketleridir. Tütün şirketleri kendileriyle ilgili olumsuz haberleri bastırmak için yoğun bir şekilde mücadele etmektedirler. Öte yandan benzer şekilde fast-food lokantaları da ürettikleri gıdaların ne kadar sağlıksız olduğunu, gerçekleşebilecek gıda zehirlenmelerini ve diğer olumsuzlukları örtbas etmek ve bunların kamuoyuna yansımasını önlemek için benzer dezenformasyon faaliyetlerini yürütmektedirler.




Dezenformasyon artık sadece devletler ve istihbarat örgütleri seviyesinde değil kişiler özelinde yapılabilecek seviyeye kadar inmiştir. Artık bir savaş aracı olmanın ötesinde kişisel çıkarların elde edilmesi amacıyla kişiler arasında da itibar sarsmaya yönelik olarak benzer eylemler yapılabilmektedir.

Tabi bu kadar karmaşanın ortasında istihbarat örgütlerinin ve diğer resmi kurumların yapacağı dezenformasyon faaliyetlerini tespit etmek gittikçe zorlaşmaktadır, zira elde o kadar çok araç olunca bilginin kaynağına da ulaşmak o kadar zorlaşmıştır.

Soğuk savaş döneminde en büyük dezenformasyon kaynakları CIA ve KGB kökenli olup onları MOSSAD izlemektedir. Türkiye’nin 60’lar ve 80’ler arasında geçirdiği dönemde ne tür dezenformasyona maruz kaldığı (en azından hem CIA hem de KGB’nin müdahalelerinin olduğuna kesinlikle inanıyorum), insanların nasıl yönlendirildiği konusunda keşke birileri çalışma yapsa da gerçekler ortaya çıksa.

Bu mücadelenin sonucunda artık dezenformasyonun hangi taraftan kaynaklandığını da tespit etmek çok zordur. İşin enteresan tarafı sağcılar da solcular da kendilerini dezenformasyon kurbanı olarak göstermekte ve yine her iki taraf da dezenformasyon tekniklerini kullanarak kendi olumsuzluklarını gizlemekte ve öteki tarafa saldırmaktadırlar. Bunun neticesinde en başta söylediğim şekilde dezenformasyonun kendisi bile dezenformayon kurbanı olmaktadır.

Peki dezenformasyonla nasıl mücadele edilir? Öncelikle uyanık olmak, edinilen her türlü bilgiyi sorgulamak, mümkün oldukça çok kaynaktan teyit etmek ve her şeyden önce söz konusu bilginin taraflarını incelemek bir ölçüde faydalı olabilir. Burada tarafları yani bilgiyi veren(ler)le bilgiye konu olan(lar) arasındaki ilişkiyi analiz etmek bazen tek başına açıklayıcı olmaktadır.




“Yalan söyleyin mutlaka inanan çıkar.” - Nazi Propaganda Bakanı Göbels


Kaynaklar:
http://en.wikipedia.org/wiki/Disinformation
http://en.wikipedia.org/wiki/Information_warfare

son revizyon: 19 Ocak 2011

10 Kasım 2009 Salı

Yeni BİRKART10 eklentisi

Yavru blogum olan BİRKART10'a yeni eklemeler yaptım. belki ilginizi çeker, merak edersiniz.

http://birkart10.blogspot.com/

27 Ekim 2009 Salı

Burçlar, İnsan Psikolojisi ve Dahası

Yazıya başlamadan önce hemen bir kişilik tahlilinizi yapmama müsaade ediniz:

"Başkalarının sizi beğenmesine, size hayran olmasına ihtiyaç duyuyorsunuz, ama aynı zamanda kendinize karşı eleştirel olmaya da eğilimlisiniz. kişiliğinizin bazı zayıf yönleri var ama genelde bunları telafi etmeyi başarıyorsunuz. kendi yararınıza çevirebileceğiniz halde kullanmadığınız önemli bir kapasiteye sahipsiniz. dışardan disiplinli ve özgüvenli gözükürken, içten içe kaygılı ve güvensizsiniz. bazen doğru kararı verip vermediğiniz ya da doğru şeyi yapıp yapmadığınız konusunda kafanızda ciddi şüpheler uyanıyor. belli bir miktarda değişiklik ve farklılığı tercih ediyorsunuz; kısıtlamaların, sınırlandırmaların içinde kalmak sizi mutsuz ediyor. bağımsız bir düşünür olmakla gurur duyuyorsunuz ve başkalarının iddialarını tatmin edici kanıt olmadan kabul etmiyorsunuz. ama kendinizi başkalarına açarken çok açık, çok içten olmayı akıllıca bulmuyorsunuz. bazı zamanlar dışadönük, sokulgan ve sosyalsiniz; bazı zamanlarsa içedönük, sakıngan bir kapalı kutu oluyorsunuz. bazı çok gerçekdışı arzularınız var."

Lütfen şimdi bu değerlendirmenin ne kadar size uygun olduğunu aşağıdaki ölçeğe göre derecelendirin:
1____2____3____4____5

Evet, şimdi gelelim sonuca: Tekil olarak kaç puan verdiğinizi bilemeyeceğim fakat bu değerlendirmeyi yapanların hepsinin ortalaması 4 civarında çıkacaktır. Bu test 1948'den beri tüm dünyada uygulanmakta olup ortalaması 4,26 civarında çıkmaktadır.

Şimdi konuyu biraz daha açalım. Okuduğunuz bu metin bir gazetenin burç sayfasından rastgale alınmış olup ilk olarak 1948 senesinde bir psikoloji dersinde B.R. Forer tarafından sınıfındaki öğrencilere verilmiştir. Daha sonra aynı şekilde öğrencilerden değerlendirmede bulunmaları istenmiş ve tahmin edeceğiniz üzere ortalama değer 4,26 çıkmıştır.

Bu olgu psikolojide Forer etkisi veya yine aynı dönemde yaşamış P.T. Barnum'a ithafen Barnum etkisi olarak adlandırılmaktadır. Açıklaması ise insanların çok genel, hemen hemen herkese uyabilecek sözleri hele hele de biraz övücü bir tondalarsa rahatlıkla salt kendilerine özgüymüş gibi algılamaya eğilimli olduklarıdır.
İşte bu çalışma bu durumu çarpıcı, rahatsız edici bir şekilde gözler önüne seriyordu. Bu zaafın sebebi, insanların kendileri hakkında (bilhassa da güzel) bir şeyler duymaya olan kör edici ihtiyaçları, bir nevi biriciklik yanılsaması, nihayetinde de biraz saflık olabilirdi, ama son tahlilde değişmeyen şey, astroloji gibi, grafoloji gibi, falcılık gibi bilimsel olarak objektifliği kanıtlanamamış pekçok alana gösterilen yoğun rağbetin temelinde yatan en güçlü mekanizmalardan birinin bu olduğuydu. Aşağıda linkini verdiğim doktora tezi çalışmasından bir alıntı aktarayım: "Herkes ya da her durum için geçerli olan bir yargının sanki sadece belirli bir kişi ya da durum için özelmiş gibi kullanılması bu durumu yaratır. 'O akrep burcundan, aldatılmaya tahammülü yoktur' cümlesi tipik bir Barnum etkisi içermektedir. 'Aldatılmaya tahammülünün olmaması' sadece bir burçtan olan kişilerin özelliği değil, doğal olarak insanların çoğunluğunun ortak özelliğidir. Astrologların sıklıkla kullandığı bu dil yapısı, burçları okuyan kişilere 'doğru yazıyor' bilgisini ya da izlenimini vermektedir."

Gördüğünüz üzere insan inanmaya meyilli bir varlık, o yüzden söylenen her söze inanmadan önce sorgulayın ve "Bu benden mi bahsediyor? Yoksa genelden mi bahsediyor?" diye durum değerlendirmesi yapmak özellikle günümüzün reklam, tüketim, siyaset gibi insanları kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etmek isteyen ekollerine karşı uyanık olmanızı sağlayacaktır.


konuyla ilgili çeşitli internet kaynakları:
1) http://en.wikipedia.org/wiki/Forer_effect
2) http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=14&Itemid=28
3) http://acikarsiv.ankara.edu.tr/fulltext/472.pdf (bu bir doktora tezi çalışmasıdır)

Kapanışı şu deyimle yaparken hepinize göz kırpıyorum: fala inanma falsız kalma...








20 Ekim 2009 Salı

İyi Çay Aşkına!


Hiç yemek içmek üzerine birşeyler yazacağımı düşünmezdim ama işte şimde çay aşkına birşeyler yazıyorum. Çay, afyonumuzun patlamasına vesile olan "sıcakkanlı" içecek!

Her ne kadar son zamanlarda kahve severlerin sayısı artmış olsa da (en azından kahve dükkanlarının pıtrak gibi açıldığı büyük şehirler için genelleyebiliriz bunu) toplumun büyük çoğunluğu hala sabah mahmurluğunu çayla atma yolunu seçiyor. Bu durumda herkesin çay üzerine eminim çeşitli fikirleri vardır.

Eminim bu yazıyıcı okuyacak herkesin çocukluğuna dair bir çay demleme anısı vardır: Ben küçükken ve itiraf edeyim ki lise çağlarıma kadar çay yapmayı çok acayip birşey sanırdım (sakın bundan çay yapmayı küçümsediğim sanılmasın). Çünkü bizim evde çay yapmak neredeyse bir ritüeldi. Tomurcuk (namı diğer earl grey) ve çay harmanı belli oranlarda karıştırılır ve kavanoza doldurularak hazır edilirdi. Daha sonra sabah ilk iş çay demlenirdi ve sürekli "sabah çayımı içmezsem afyonum patlamaz" cümlelerini duyardım. Şimdi aynı şekilde benim, sabah çayını içmezsem afyonum patlamıyor...

Bu kadar uzun bir giriş yazısından sonra gelelim çayın nasıl iyi demleneceğine:
Öncelikle çay kuru bir yerde, diğer kokulu gıdalardan uzakta ağzı sıkı kapalı bir kapta muhafaza edilmelidir.

Porselen demlik tercih edilse de son zamanlarda yaygınlaşan cam demlikli çay demleme tezgâhları da tatmin edici sonuçlar vermektedir. Fakat metal demlik kullanıyorsanız metalin çayın tadını değiştirdiğini unutmayın. Metal demlik kullanmaya mecbur kalırsanız çayı demledikten sonra fazla beklemeden tüketin.

Kaç bardak çay içilecekse her bardak için bir çay kaşığı çayı demliğe koyup tozunu atmak için oda sıcaklığında suyla yıkayıp bu suyu süzmelisiniz. Bu işlemi abartıp çayı suda bekletmeyin, hızlı bir hareketle suyu çaya döküp hemen sonrasında boşaltın. Bu arada farklı görüşlere göre bu esnada çaydanlığın sıcak olması gerektiğini söyleyenler de var, deneme yanılma usulüyle tercihinize göre demliği önceden ısıtın veya ısıtmayın.

Bu esnada çaydanlıkta suyu kaynatmaya başlayın ve içine çay konulmuş demliği çaydanlık üzerine yerleştirin.

Su kaynar kaynamaz çay demlenmemelidir. Su, kısa bir süreliğine ateşten alınarak fokurdama bitene kadar bekletilmelidir. Ancak bundan sonra su çayın üzerine dökülmelidir. Bu noktada da farklı görüşler vardır. Suyu dairesel bir hareketle tüm çaya dökebileceğiniz gibi demliği hafif eğip sadece tek bir noktadan çayı karıştırmadan yavaşça da dökebilirsiniz. İkinci yaklaşımda amaç çayın demlenene kadar yavaşça çökmesini sağlamaktır. Hatta çayı hızlı demlemek isteyenler fazla beklememek için çay çökmemişse demliği hafifçe sallayarak çayı çökertirler. Terchihen demlik sallanmamalıdır.

Demleme süresi 5-10 dakikayla 20-25 dakika arasında değişmekle birlikte yukarıda anlattığım gibi çayın çökmesi de bir demlenme kriteri olarak kullanılabilir.

Çay tercihen yarım saat içerisinde tüketilmelidir fakat çayı kısa sürede tüketemeyecek ve de üşengeçlik yapıp sık sık çay demleyemeyecekseniz demlenen çayı posasından ayırmayı deneyebilirsiniz. Böylece bekledikçe çayın acılaşmasının önüne geçebilirsiniz. Tabi bu durumda ikinci bir ısıtılmış demliğe (porselen veya cam) ihtiyacınız olacaktır.

Bardak seçimine gelince bu tamamen içecek kişinin zevkine kalmış olmakla birlikte ağzı ince, beli ince çay bardağımızı tercih etmenizi dilerim. Zira çayın tadı en güzel ince belli çay bardağında çıkıyor. Fakat işyerinde sürekli kalkıp çay almanın zorluğu nedeniyle vs. kupada çay içmek zorundaysanız da afiyet olsun :)








Referanslar:
1) Çay (Bitkisi) (Wikipedia Türkçe)
2) Çay (İçecek) (Wikipedia Türkçe)

5 Ekim 2009 Pazartesi

Freeganism nedir?

"Freeganism" ya da bu kavrama Türkçe bir karşılık bulmaya çalışırsak Toplayıcılık, birebir çevirmeye çalışırsak da Bedavacılık anlamına gelen bu akım esasen kullanılmadan atılmış ürünleri toplayarak hayatın idame ettirilebileceğini iddia etmektedir. Tüketim toplumuna ve kapitalizmin dayattığı bilinçsizce tüketme güdüsüne karşı bir direniştir.

"Freeganlar geleneksel ekonomiye kısıtlı miktarda katılımda bulunup asgari düzeyde kaynak tüketerek yaşamak için alternatif stratejiler kullanan kişilerdir. Freeganlar maddiyatçılık, ahlaki duyarsızlık, rekabet, açgözlülük vb. esas alan bir toplum yerine birlikte yaşam, fedakarlık, toplumsal ortaklık, özgürlük, iş birliği ve paylaşımı kucaklarlar." (1)

"Yaşam tarzları arasında süpermarketlerin çöp kutularından bozulmadan, kullanılmadan atılmış gıdaları toplamak vardır. Freeganlar çöpten gıda toplama işini ihtiyaçtan değil, siyasi bir eylem olarak gerçekleştirmektedirler. "(2)


Atıkların Geri Kazanımı, Atıkların Asgariye İndirilmesi, Çevre Dostu Yolculuk, Ücretsiz Barınma, Yeşile Dönüş, Az Çalışma ilkeleri Freeganizm'in ana çerçevesini çizmektedir. Bunları kısaca açmak gerekirse:

1) Atıkların Geri Kazanımı: Burada kastedilen sadece kağıdın veya alüminyumun geridönüşümü değildir. Hiç kullanılmamış, bozulmamış ürünlerin de çöpten çıkartılarak kullanılması, tüketilmesidir.

2) Atıkların Asgariye İndirilmesi: Birisinin işine yaramayan birşey başka birinin işini görebilir, bu anlamda kullanılmayan şeyler çöpe atılmamalı ama paylaşılmalıdır. Çürümüş gıda ise çöpe atılmak yerine gübreye dönüştürülüp bahçelerde sebze yetiştirmek için kullanılabilir.

3) Çevre Dostu Yolculuk: Otostopçuluk, bisiklite kullanımı, ortak araç kullanımı...

4) Ücretsiz Barınma: "Etrafta bir sürü terk edilmiş boş bina varken niye insanlar evsiz kalsın" düsturu ekseninde kötü durumdaki binalar el birliğiyle düzeltilerek yaşanabilir yerler haline getirilip barınma imkanı sağlanır.

5) Yeşile Dönüş: Tarlalardan gelen ürünlerin hangi aşamalardan geçtiği ve ne gibi çevre zararlarına yol açtığı düşünüldüğünde küçük bahçelerde kendi sebzeni kendin üretmek ana ilkedir.


6) Az Çalışma: Freeganlar herhangi bir işte çalışarak çevreye ve topluma zarar veren ana makinanın dişlileri olduklarını gördüklerinde çalışmayı da sorgulamışlardır. Karnını doyurup barınma sorunu hallettikten sonra bir insan niye daha fazla çalışır? Ailesine, çevresine ve kendisine zaman ayırmak, aktivist olarak çevre sorunlarına eğilmek bu ilkeyi açıklar.

Ayrıca freeganların çoğunluğu vejeteryandır. Et üretiminde hayvanların çektiği eziyet ve ayrıca bu süreçlerde çevreye verilen zarar çoğu freeganı vejeteryanlığa iter. Fakat bazı freeganlar çöpten çıkan ve başka şekilde değerlendirilemeyip atık olacak et ürünlerini de yerler.

Freeganizm, tüketim ve kapitalizm karşıtı olduğu için çevrecilikle pararlellik arzeder. Her iki taraf da Dünya'yı itina göstermemiz ve hayatta kalması için yardımcı olmamız gereken bir canlı olarak görürler.

Benzer bir yazım için bkz: Çöp üretmeden yaşamak

Detaylı bilgi için referanslardaki linkleri inceleyiniz.

Referanslar:
1) Freegan.info
2) http://en.wikipedia.org/wiki/Freeganism

1 Ekim 2009 Perşembe

Yeni arayüz

Blog'un arayüz şablonunu tamamen değiştirdim, daha okunaklı ve hoş bir görüntü oluştuğu kanaatindeyim. Umarım okuyanlar da aynı izlenimi edinirler.


30 Eylül 2009 Çarşamba

Çöp Üretmeden Yaşamak

Çöp, hayatımızın o kadar içerisinde olduğu halde farkında olmadığımız kavram. Fakat bu farkında olmamazlık çöpün çevreye ve bize olan etkilerini azaltmadığı gibi kat ve kat artırıyor. Çünkü bilinçsizce, gelişi güzel doğaya atılan çöpler en nihayetinde bizim yiyecek çevrimimize kıyısından köşesinden temas ediyor. Özellikle piller, kimyasal maddeler ve diğer zararlı çöplerden sulara karışan kurşun, civa ve benzeri atıklar hiç yok olmamak üzere besin zincirindeki canlılara yerleşip birikmeye başlıyorlar.


İşte Yeni Zelanda'lı bir çift (Matthew ve Waveney) çöplerden o kadar rahatsız olmuş ki çöp üretmeden, daha doğrusu geri dönüştürülemez nitelikte çöp üretmeden yaşanabileceğini göstermek için 1 sene çöp üretmeden yaşamışlar ve 1 sene sonunda sadece 1 poşet dolusu çöp üreterek bu girişmlerini başarıyla sonuçlandırmışlar.




Bu bir sene boyunca aldıkları her ürünün ambalajı da dahil olmak üzere geri dönüştürülebilir nitelikte olmasına dikkat edip plastik, naylon poşetlerden uzak durmuşlar. Organik ürünlerini evlerinin bahçesine gömerek bertaraf etmişler ve 1 sene sonunda sadece 1 poşet dolusu çöple bu girişimlerini başarmışlar.

Ayrıca bu 1 senelerini http://www.rubbishfreeyear.co.nz adresindeki bloglarında da anlatarak dünyanın geri kalanıyla paylaşmışlar.

Bu bir seneyi ise şu ilkeler doğrultusunda geçirmişler:

• Tüketici hakklarını kullan! Geri dönüştürülemez nitelikte veya plastik, tek kullanımlık hiç birşey satın alma

• Aile bireyleri ve arkadaşların eve gelirken herhangi bir çöp getirmemesini iste, küçük bir paket bisküvi bile olsa!

• Ambalajdan kaçınmak için ev yapımı ürünlere yönelmek, örneğin müsli çubuklarını evde fırınlamak gibi.

• Kompostlama (atıkları gübreye çevirme): Gıda atıkları ve biçilen çimler gibi atıklar için standart kompostlama ve tırnak, saç ve pamuk gibi uzun sürede bozunacak atıklar için uzun vadeli kompostlama

• Tekrar kullanım: Atık üretme! Kutu, ip, cam kavanoz vs. daha sonra tekrar kullanılabilir. (Fakat ihtiyaçtan fazlasını saklamadan).
(Ç.N. buraya bir not düşmeden edemeyeceğim; Tekrar kullanım günümüzün tüketime dayalı ekonomik sisteminin bireylerden istemediği, desteklemediği bir kavramdır. Çünkü ne kadar az tekrar kullanırsanız o kadar çok tüketirsiniz. Evladiyelik kavramının ortadan kalkmasının sebeplerinden biri de bu olsa gerek)

• Başkasına vermek: Birşeyin atık olması başka birinin bunu istemeyeceği anlamına gelmez.

• Bahçe tarımı ve hatta konserve yapımı.

• İkinci el satın almak: Normalde ambalajla gelen birşeyi satın almak istiyorsanız bu tek yol.

• Geri dönüştürmek: kağıt, alüminyum kutular, çeşitli plastikler vs.


Unutmayın çöpsüz ve temiz bir dünya mümkün.

Benzer bir yazım için bkz: Freeganizm nedir?

3 Eylül 2009 Perşembe

Yeni Eve Taşınacaklara Öğütler!

Ev değiştirecek olanlara, kendi ev taşıma deneyimimizi aktararak karşılaştığımız sorunları ve çözümlerini anlatarak yol gösterebileceğimi düşündüm ve bunları bir yazıyla sizlerle paylaşmak istedim, umarım işe yarar.

Yaklaşık son 1 senedir oturmakta olduğumuz evin artık küçük geldiğini söyleyip duruyorduk, fakat evin merkezi bir konumda bulunması ve küçük olmasına rağmen sunduğu bazı diğer avantajlar nedeniyle bir türlü taşınmaya karar veremiyorduk-cesaret edemiyorduk. Fakat en sonunda yaklaşık 1 ay önce evin küçüklüğü nedeniyle gına geldi ve taşınmamız gerektiğine karar verdik. Böylece taşınma sürecinin ilk safhasına geçmiş bulunduk. İşte burada ilk tavsiye geliyor: Her kirada oturan kişi mutlaka periyodik olarak alternatif kiralıkları araştırmalıdır. Birincisi oturmakta olduğu evin değerinin ev sahibi tarafından aşırı şişirilmesini önlemek için ikincisi de bir olası taşınma durumunda istenilen tarzda bir evi ivedilikle bulabilmek için. Emlakçılarda ve internetteki kiralık ev ilanlarının yayınlandığı sitelerde geçirilen maceralardan sonra nihayetinde kiralık bir evde karar kılmayı becerdik ve depozitoydu, komisyondu derken evi tuttuk. (Bu yazının konusu taşınmayla ilgili olduğu için kiralık daire arama safhası detaylandırılmamıştır, belki başka bir yazının konusu olacaktır).








Ev taşımanın 3 safhası vardır: Eşyaların taşınmaya hazırlanması, nakliyeci bulunup eşyaların taşıttırılması ve yeni evde eşyaların yerleştirilmesi.

1 – Eşyaların taşınmaya hazırlanması:

Artık yeni nesil nakliye firmaları “siz özel eşyalarınızı alın gerisine karışmayın” gibi bir cümle sarf etseler de sakın ola kanmayın, yoksa tabak çanaktan olursunuz haberiniz olsun. Eminim istisnai derecede dikkatli çalışan nakliye firmaları vardır fakat onların fiyatının çoğu kişi için ulaşılmaz mertebelerde olduğuna inanıyorum. Biraz çalışmayı göze alarak tabak çanaklarınızı önceden siz sarıp kutularsanız daha az zaiyatınız olacaktır (fakat kutular nihayetinde kamyona yükleneceği için bir zaiyat olmayacağı %100 garanti değil)

Sağdan soldan, marketlerden kutular ve bol miktarda eski gazete tedarik ederek işe başlayın, hiç kutu bulamazsanız yapı marketler, IKEA'da taşıma kutuları mevcut, oralardan satın alma yoluna gidebilirsiniz. Kutularınızı ve gazetelerinizi elde ettikten sonra oda oda dolaşarak önce eşyalarınızı gruplara ayırın ve gazete kağıtlarına sararak kutulara yerleştirmeye başlayın. Ne kadar gazete kağıdıyla kaplamış olsanız da sardığınız eşyaları kutu içerisinde üst üste koymayın, sonuçta bu eşyalar esnek olmadığından en ufak bir ezilmede üst üste konulmuş ürünlerden biri kırılacaktır. Ayrıca kutu kapakları kapatıldığında kapakların zorlanmadan kapatıldığına, taşma yapan eşyalar nedeniyle bombe yapmadığından emin olun. Çünkü kutuların üzerine başka bir şey yerleştirilirse bu bombelikler doğrudan kırık eşya olarak size geri dönecektir.

Kapakları kapattıktan sonra koli bandıyla iyice bantlayın ve kırılacak eşyaları barındıran kutulara “KIRILACAK” ibaresini yazıp kutunun yukarı kısmının neresi olduğunu okla gösterin.

Tabaklar, çanaklar, çatal-bıçaklar, mutfak eşyaları, biblolar, aynalar, kozmetik ürünler (özellikle cam şişe içerisinde olanlar) ve diğer kırılacak eşya bu şekilde paketlenmelidir.Ayrıyetten riske atamayacağınız, anı değeri olan hassas eşyalarınız varsa bunları nakliyecilere emanet etmeden kendinizin taşımasında fayda var, peşinen belirtmekte fayda var.

Bunları paketledikten sonra sıra nakliyecilerin gelip eşyaları almasını beklemeye geliyor


               

2 – Nakliyeci safhası:

Bu safha çok fazla dahil olamadığınız ama gerektiğinde müdahil olabildiğiniz bir safhadır. Piyasada envai çeşit nakliye firması mevcut olmasına paralel olarak fiyat aralığı da aynı ölçüde geniş. 350 TL’den 1500 TL’ye kadar değişen bir aralıkta fiyat veren şirketler mevcut. En pahalısı en iyisidir mantığı ne yazık ki her nakliye firması için geçerli değil o yüzden daha önce eşinizden dostunuzdan denenmiş bir firmaya erişme imkanınız varsa öyle yapın eğer yoksa şu bilgilere göre hareket edin: Nette yaptığım araştırmada nakliye ücretini belirleyen bileşenler şunlar: eşya miktarı (burada kriter; evin büyüklüğü 2+1, 3+1 gibi…(tabi ki her odanın dolu olduğu varsayılıyor…) ), çalışan her adam başına 50-55 TL + inilip çıkılacak kat sayısı + uzak mesafeye gidiliyorsa mazot parası vs. Özellikle evlerden biri giriş katındaysa ve taşınılan ev aynı semt içerisindeyse nakliye fiyatı oldukça makulleşiyor. 2+1’lik bir ev için 5 taşıyıcı geliyorsa 450-600 TL arasında bir fiyat makul bir fiyat oluyor.

Nakliyeciler eve geldiler ve taşımaya başladılar, bu noktada nakliyecilere ayak bağı olmadan başlarında durmanızda fayda var. Özellikle taşıyıcılar arada bir “dikkat, yavaş, kırılacaklar var” gibi yönlendirmelere ihtiyaç duyabiliyorlar. Evi boşaltmaları 1-1,5 saat sürüyor fakat yeni eve yerleştirmek 2-2,5 saati bulabiliyor, tabi burada evlerin hangi katlarda bulunduğu önemli bir etken. Ev boşaltılırken yaptığınız yönlendirme işlemini yeni eve eşyalar indirilirken de yapmanız gerekiyor zaten bu sefer taşıyıcılar size soruyorlar. Daha önceden (1-2 gün önceden) eşyaların (salon takımı, yemek odası vs.) yerlerini ölçüp biçip belirlemenizde çok fayda var, yoksa taşıyıcılar eşyaları getirdiğinde kararsızlık yaparsanız pek hoş olmuyor. Ve böylece 3. Safha başlamış oluyor.

3 – Yeni evde eşyaların yerleştirilmesi

Bir gün önceden herhangi bir yapı marketten veya nalburdan koltuk, büfe, sandalye gibi eşyaların ayaklarına yapıştırılan parke koruyucusu keçelerden satın alın. Eşyalar indirilirken bu keçeleri mutlaka yanınızda bulundurun. Özellikle odalar klasik parke döşeliyse, bu odalara ağır eşyalar indirilirken söz konusu eşyaların ayaklarına daha önceden keçe yapıştırmadıysanız veya mevcut keçeler düşmüşlerse yanınızda bulunduracağınız keçeleri yapıştırın. Çünkü o ağır koltukları ve büfeyi bir daha zor kaldırırsınız. Ayrıca ayaklara yapıştıracağınız keçeler kaydırmayı kolaylaştırdığı için daha sonra eşyaların yerini sürükleyerek değiştirmenizi de kolaylaştıracaklardır. Ayrıca kırılacak eşyaların bulunduğu kutuların atılmadan yere konulmalarını sağlamaya çalışın. Taşıyıcıları uygun şekilde yönlendirerek tüm eşyalarınızı kamyondan indirdikten sonra kamyona son bir kez gidip mutlaka bakın. Genellikle perde, tek tük kıyafet gibi bir şeyler görülmedikleri için unutulabiliyorlar. Tüm eşyalar indirildikten ve özellikle ağır ev eşyaları yerleştirildikten sonra nakliyecilerin parasını vermek suretiyle onlarla olan maceranız sona eriyor. Ve asıl macera; kutuların boşaltılması faslı başlıyor!

Eğer kutuları en başta söylediğim gibi odalara göre yerleştirdiyseniz her bir kutuyu ilgili odasına götürüp orada boşaltırsanız mümkün olan en az karmaşayla işin içinden sıyrılacaksınız. Ancak bizim gibi küçük bir evden büyük bir eve taşınıyorsanız veya tam tersi büyükten küçüğe taşınıyorsanız neyi nereye yerleştireceğiniz konusunda sıkıntıya düşebilirsiniz. Örneğin bizim durumumuzda eşyalar 2-3 gün ortada kaldı ve boş dolapları nasıl dolduracağımıza ancak karar verebildik. Önceden bir plan yaparsanız işiniz kolaylaşabilir. Kutuları da boşaltıp eşyaları yerleştirdikten sonra artık geriye evin temizlenmesi ve evin keyfinin sürülmesi kalıyor.

Yeni eviniz hayırlı olsun, güle güle oturun!


                

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Frogger


Frogger made by Neave Games


c64 dönemine ait bir klasik oyun daha burada kullanımınıza sunulmuştur. Frogger'ı hatırlayanlar ve hatırlamayanlar, flash ile yapılmış yeni yapımına bir göz atıp eskiyi yad edebilirler. iyi oyunlar.

Diğer mevcut oyunlar:
1- Asteroids
2- Space Invaders

27 Ağustos 2009 Perşembe

ASTEROIDS

Yine 80'lerin atari oyunlarına dönersek, asteroids'i de anmadan olmaz. Space Invaders'ı oynayanlar bunu da gördüklerine çok sevineceklerdir.

Asteroids made by Neave Games

SPACE INVADERS



Space Invaders'i bilen eskiler, o eski günleri yad etmek için işte bir fırsat. Hadi bakalım bu eski oyuna sabrınız ne kadar dayanacak ve ne kadar puan toplayacaksınız! Uzaylı istilacılara karşı iyi şanslar!


Space Invaders made by Neave Games



Bu oyunu sevdiyseniz Asteroids'i de unutmayın!.

25 Ağustos 2009 Salı

Star Wars The Old Republic - Developer Walkthrough






Developer Walkthrough videosu uzun zamandır bekleyen biz Star Wars fanlarını daha da gaza getirecek gibi gözüküyor. İyi seyirler. Güç sizinle olsun!

SWTOR sayfasına gitmek için tıklayınız.

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Seboreik Dermatit Nedir?

Reflü hakkında derlediğim bilgilerden sonra yıllardır muzdarip olduğum bir başka rahatsızlık olan seboreik dermatit hakkında da bildiklerimi derleyip sizlerle paylaşmam gerektiğine karar verdim. Belki böylece birilerine faydam dokunur.

Nedir?
Seboreik dermatit kolaylıkla tedavi edilen yaygın bir hastalıktır. Bu hastalıkta saçlı deri, kaş, göz kapakları, kulak ve göğüs ortasında kırmızı pullu kaşıntılı bir döküntü gelişir. Ayrıca göbek deliği, kalçalar, koltuk altları, göğüs altları ve kasıklar gibi deri kıvrımları da tutulabilir.

Seboreik dermatit görüntüsü bazı durumlarda ne kadar rahatsız edici olursa olsun kesinlikle bulaşıcı değildir. Tek zararı hastada kaşıntıya sebebiyet verebilmesidir.

Yeni doğmuş bebeklerde ve orta yaş ve üzeri yetişkinlerde gözükebilir. Stres asıl kaynağı olmamakla birlikte şiddetini artırıcı bir unsur olarak görülmektedir.

Ben de ise kafa derisinde yıllardır süren kaşıntı, yağlanma ve kepeklenmeye ilave olarak yüzümde burnumun her iki yanına yanaklara doğru ve burnumun üzerinde meydana gelen egzamatik oluşumlar şeklinde ortaya çıkmıştır.

Özellikle kafa derimdeki kaşıntı, yara oluşumu, kepeklenme son 2-3 sene içerisindeki yoğun iş tempom nedeniyle artan stresimle orantılı olarak çoğalmıştır. Yine bu dönemde bana reflü teşhisi konması pek bir tesadüf olmasa gerek.

Kepek ve kaşıntı kendimi bildim bileli sahip olduğum bir durumdu fakat bu son 2-3 sene zarfındaki kadar şiddetli hiç olmamıştı. Yıkandığım gün kepeklenme başlıyor ve kepekler acayip büyüklüklere erişiyorlardı. Ayrıca kaşıntı ve saç diplerinde iltihaplanma had safhaya ermişti.

Bardağı taşıran son damla yüzümde de kırmızı lekeler ve akabinde egzamatik oluşumların meydana gelmesiydi.

Doktora gidildi ve doktor seboreik dermatit teşhisini koydu. Tedavisi için birazdan söyleyeceğim ilaçları verdi. herhangi bir test, diyet vs. uygulamama gerek olmadığını söyledi.

Tedavi için saçlarıma kelüal ds kepek şampuanı ve yüzüm için elidel krem verdi. Kremi 3 hafta boyunca sabah akşam sürdüm. 3 hafta sonunda lekeler geçti. Doktor, kontrole gittiğimde tekrarlayabilir her tekrarladığında 2-3 gün sür bırak demişti. Bir-iki kez tekrarlar gibi oldum, hemen kremi kullandım. Uzun zamandır yüzümde leke çıkmıyor.

Saçlarıma gelince... Beni en zorlayan saçlarım oldu. Çünkü ne yaparsanız yapın kepeği %100 tedavi edemiyorsunuz. Kullandığım şampuan kesinlikle etkili bir şampuan, tavsiye ederim. Fakat kullanımı bıraktıktan sonra 2-3 haftaya kalmadan kepekler geri gelmeye başlıyor. Dolayısıyla bu şampuanı hala kullanmaya devam ediyorum.

Şampuanı bebek şampuanıyla birlikte kullanıyorum. Bebek şampuanıyla bir su yıkadıktan sonra 2 su kepek şampuanını kullanıyorum. Ayrıca erkekler için saçlarını mümkün olduğunca kısa tutmanın faydalı olduğunu belirtmem gerekiyor. Saç dipleri ne kadar iyi hava alırsa kafa derisi o kadar rahat ediyor.

İlaçlardan haz etmeyenler, yine doktorlarınızdan sorabileceğiniz çeşitli bitkisel karışımlar da mevcuttur.

Referanslar:
1) Seboreik Dermatit (Seboreik Egzema) (Türkçe)
2) Dermatitis (Wikipedia) (İngilizce)


15 Temmuz 2009 Çarşamba

ALINTILAR

Data is not information, information is not knowledge, knowledge is not understanding, understanding is not wisdom.
"Veri bilgi değildir, bilgi bilmek değildir, bilmek anlamak değildir, anlamak bilgelik değildir."
Clifford Stoll


People think computers will keep them from making mistakes. They're wrong. With computers you make mistakes faster.
"İnsanlar, bilgisayarın hata yapmayı engelleyeceğini düşünüyorlar. Yanlış. Sadece, bilgisayarla hatayı daha hızlı yaparsınız."
Adam Osborne

I think computer viruses should count as life. I think it says something about human nature that the only form of life we have created so far is purely destructive. We've created life in our own image.
"Bilgisayar virüslerini canlı olarak kabul etmeliyiz. Şimdiye dek yarattığımız bu tek canlı türünün bu kadar yıkıcı olması bize insan tabiatı hakkında birşey anlatıyor. Biz yaşamı kendi suretimizde yarattık."
Stephen Hawking

Not: Türkçe çeviriler bana aittir. Sürç-i Lisan ettiysem affola!


7 Temmuz 2009 Salı

Pablo Neruda'dan bir şiir


Bugün nette dolaşırken karşıma Pablo Neruda'nın orijinal adı "Me Gustas Cuando Callas" olan ingilizce çevirisi "I Like You When You Are Quiet" şeklinde yapılmış şiiri çıktı. Onu sizlerle paylaşıp, akabinde de ingilizcesinden yapmaya çalıştığım çevirisini ekliyorum. suyunun suyu çeviri için şimdiden özür diliyor ve ilk fırsatta ispanyolca öğrenip ispanyolcasından yapacağım çevirisini koymaya söz veriyorum...(böyle de iddialıyım hani)

Me Gustas Cuando Callas

Me gustas cuando callas porque estas como ausente,
y me oyes desde lejos, y mi voz no te toca.
Parece que los ojos se te hubieran volado
y parece que un beso te cerrara la boca.

Como todas las cosas estan llenas de mi alma
emerges de las cosas, llena del alma mia.
Mariposa de sueno, te pareces a mi alma,
y te pareces a la palabra melancolia.

Me gustas cuando callas y estas como distante.
Y estas como quejandote, mariposa en arrullo.
Y me oyes desde lejos, y mi voz no te alcanza:
dejame que me calle con el silencio tuyo.

Dejame que te hable tambien con tu silencio
claro como una lampara, simple como un anillo.
Eres como la noche, callada y constelada.
Tu silencio es de estrella, tan lejano y sencillo.

Me gustas cuando callas porque estas como ausente.
Distante y dolorosa como si hubieras muerto.
Una palabra entonces, una sonrisa bastan.
Y estoy alegre, alegre de que no sea cierto.



I Like You When You Are Quiet

I like you when you are quiet because it is as though you are absent,
and you hear me from far away, and my voice does not touch you.
It looks as though your eyes had flown away
and it looks as if a kiss had sealed your mouth.

Like all things are full of my soul
You emerge from the things, full of my soul.
Dream butterfly, you look like my soul,
and you look like a melancoly word.

I like you when you are quiet and it is as though you are distant.
It is as though you are complaining, butterfly in lullaby.
And you hear me from far away, and my voice does not reach you:
let me fall quiet with your own silence.

Let me also speak to you with your silence
Clear like a lamp, simple like a ring.
You are like the night, quiet and constellated.
Your silence is of a star, so far away and solitary.

I like you when you are quiet because it is as though you are absent.
Distant and painful as if you had died.
A word then, a smile is enough.
And I am happy, happy that it is not true.

(kaynak: http://thue.stanford.edu/jacquie/callas.html)



ve şimdi benim ingilizce'den yaptığım suyunun suyu çeviri. ikinci dörtlüğe iki alternatif yazdım, ilki daha düz bir çeviriyken parantez içerisindeki çeviride daha çok anladığım ve hissettiğim şekilde yazmaya çalıştım...ve parantez içini daha çok beğendim ama edebiyat çevirmeni olmadığım için takdir size kalmıştır.


Suskunluğundan Hoşlanıyorum

Suskunluğundan hoşlanıyorum bana yokluğunu duyumsatan,
Ve uzaktan duyuyor olsan da beni, sesim erişmiyor sana.
Gözlerin ufka dalmış
Ve bir buseyle kilitlenmiş gibi ağzın.

Ruhumla dolu her şey gibi
Ruhumla dolu her şeyden sen çıkıyorsun
Rüyalarımın kelebeği, ruhumsun,
Ve de bir hüzün kelimesi gibisin.

(Sanki her yeri doldurmuş ruhum
Ve her yerden sen çıkıyorsun ortaya, dolmuş olarak ruhumla.
Rüyalarımın kelebeği, benziyorsun ruhuma
Ve de hüzünbâz bir kelimeye.)

Suskunluğundan hoşlanıyorum ve sanki bana mesafelisin.
Sanki sızlanıyor gibisin, ninnideki kelebek.
Ve uzaktan duyuyor olsan da beni, sesim erişmiyor sana.
Bırak beni sükûnetinde ereyim huzura.

Beni bırak da sessizliğinle bir çift laf edeyim
Bir lamba kadar berrak ve de bir yüzük kadar basit.
Sessiz ve yıldızlarla süslü gece gibisin.
Bir yıldızı anımsatan sessizliğin, o kadar uzak ve yalnız.

Suskunluğundan hoşlanıyorum bana yokluğunu duyumsatan.
Uzak ve ölümün kadar acı verici.
İşte o vakit tek bir söz, tek bir tebessüm yeter.
Ve mutlu olurum, mutlu olurum bunlar gerçek olmadığı için.

İngilizce'den Çeviren: Evren Dağlıoğlu (altına adımı yazacak kadar da ego sahibiyim)


19 Haziran 2009 Cuma

Histerik Bir Sayıklama!

İlk aklıma geldiğinde çok güzel bir fikir gibiydi. Hemen kâğıda kaleme sarıldım; acaba kâğıt üzerinde nasıl gözükecek dedim kendi kendime, kendimden sakınarak yazdım yazacaklarımı ve yazarken kıskandım kendimi kendimden böyle şeyler yazdığım için ve ne vakit fark ettim hatırlayamıyorum; hatırladıklarımsa yitip gitmeyenlerdi zamanın rüzgârı karşısında. Zamanın rüzgârları şiddetlidir, yıkar geçer ve dönüp de bakmaz bile yıktıklarına ve zaten yıkılanlar da…

Kâğıt üzerinde de fena durmuyordu ilk aklıma gelmiş olan o fikir. Fikirler fikirleri kovaladı, kovalananlar bir köşeye sinip ağladı. Ağlayanlar ağlaşanlar ağrılarla kıvrananlar ve kıvrandıkça yere daha çok yaklaşanlar, yere yaklaştıkça sürünenler ve süründükçe kullanmadıkları el ve ayakları güdükleşenler ve güdükleştikçe sürüngenleşenler ve sürüngenleştikçe insanlıklarından çıkanlar ve insanlıklarından çıktıkları için ağlayanlar ağlaşanlar ağrılarla kıvrananlar…

“Şimdiye dek aklıma gelenleri kaleme almış olsaydım Nobel koleksiyonu kurmuştum çoktan, şerefsizim” demek istiyorum umarsızca ve umarsızca delirmek istiyorum. Delirmek insan olmanın halidir diye düşünüyorum çünkü delirmiş bir hayvan görüldüğünü hiç hatırlamıyorum! İnsanlarla birlikte yaşamaya başladıktan sonra çıldıran çok hayvan var ama zaten sorun insanda. İnsana yaklaşan her canlının insanın kendisi de dâhil şaftı kayıyor. Beyinde gerçekleşen nörolojik sinapslardaki atılımların yarattığı sinirsel uyarımlar neticesinde ortaya çıkan kısa devrelerin psikoloji üzerine olan etkisine bağlı olarak ego, süper ego, alter ego, manyak ego, çılgın ego, dalgın ego, hüzünlü ego, ayı ego, kıskanç ego… hey ne haber mistır Eko… Lost adasında işler nasıl? Bir kilise yapacağım diye heba ettin kendini. O kara dumanın da ta cebine koyayım… Üzme tatlı canını okşa elindeki o bastonu, artık baston mu asa mı gürz mü neyse işte onu…Deliriyorum muntazaman, muntazamlık bile delirtiyor muntazam olmayan zamanlarda…!

18 Haziran 2009 Perşembe

Star Wars: The Old Republic - Smuggler



A new class is announced, Smuggler. As a dual gun carrier, playing the smuggler looks like fun. Especialy the rolling over move is awesome.

Click here to open original SWTOR-Smuggler page.
-------------------------

Yeni bir SWTOR class'ı duyuruldu, Smuggler. Çift blastera sahip smuggler'la oynamak eğlenceli olacak gibi. Özellikle yuvarlanma hareketine bayıldım.

Orijinal SWTOR-Smuggler sayfası için buraya tıklayınız.

15 Haziran 2009 Pazartesi

Kadınlar Doğuştan mı Böyle?!




(http://www.snotr.com/video/2630 adresindeki "Are women born this way?" adlı blog kaydından alınmıştır.)

11 Haziran 2009 Perşembe

Deceived - The Latest Star Wars: The Old Republic Trailer



Watch the latest Star Wars: The Old Republic Trailer...

Star Wars: The Old Republic'in en yeni videosunu izleyin...

Click here for the latest announced class, "Smuggler".
Smuggler classı için TIKLAYIN!

YENİ!!!!
Developer Walkthrough için TIKLAYIN!

9 Haziran 2009 Salı

Benim Tercihim AKP!

En güzel AKP! En sevdiğim AKP! Ben AKP'yi destekliyorum. Ve hatta A - KE - PE'yi.

AKP'yi destekliyorum dediysem de yanlış anlaşılmasın. Sadece ifade biçimi olarak. Yani Adalet ve Kalkınma Partisinden bahsetmek istediğim zaman kısaca AKP diyorum ve ben bunu hep yapıyorum. Yok efendim "AK Parti" imiş kısaltması...zorla güzellik olmaz. Zorladıkça geri teper, tarih bunun örnekleriyle doludur.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, eğer "bu partinin kısaltması AK partidir, AKP tü kakadır" gibi bir söylem geliştirilmeseydi kimse farkında bile olmayacaktı ve böylesine bir alevlenme olmayak ve hatta AKP'yi tercih edenler olmaya devam etse de belki AK Parti ifadesini kullananlar daha fazla olacaktı ama şimdi bu ayrım çok daha keskin bir şekilde toplumda kendine taraftar buldu.

Tabi bir de işin komplo teorisi kısmı var; taraftarları ve karşıtları ayrıştırmak için özellikle böyle kışkırtma girişimi tercih edilmiş olabilir. Yani siz AKP'yi mi yoksa AK Parti'yi mi tercih ettiğinize göre aleni ve kolay anlaşılır bir şekilde sınıflanmış ve ötekileştirilmiş oluyorsunuz. Böylece "taraflar" belli olsun istenmiş olabilir, kim bilir?

Ben "AKP"yi seviyorum!

8 Haziran 2009 Pazartesi

Alternatif İsa

- Yorumsuz -

Hugo Chavez'in Politikaları

Bu yazı "Hugo Chavez kimdir?" makalesinin devamı olarak yazılmıştır.

Hugo Chavez'in siyasi görüşleri öncelikle ABD açısından ve temsil ettiği büyük tekeller tarafından rahatsız edici olarak algılansa da toplumun çoğunluğunu oluşturan düşük gelirli kesim tarafından büyük takdir görmekte. Özellikle "oy deposu" olarak görülmekten gayrı anlam ifade etmeyen halk kitleleri arasında Hugo Chavez'in sosyal uygulamaları bu kesim tarafından yıllardır beklenen kurtuluş olarak kabul görmüştür. Lafı fazla uzatmadan detaylara girmekte fayda var.

1. Siyasi Felsefesi

Chavez'in Bolivarizm anlayışı, büyük ölçüde Simon Bolivar'ın ideallerine dayansa da Marksist tarihçi Federico Brito Figueroa'dan da etkilenmiştir. Ayrıca Salvador Allende'den Che ve Castro'ya kadar farklı kişilikler tarafından temsil edilen Latin Amerikan sosyalizminin çeşitli gelenekleri Chavez tarafından iyi bilinmektedir. Hatta Chavez'in siyasi felsefesi Noam Chomsky'nin yazılarından ve Hz. İsa'nın İncil'deki öğretilerinden bile dolaylı olarak etkilenmektedir (kaldı ki Chavez Hz. İsa'yı dünyanın ilk sosyalisti olarak tanımlar). Chavez ideolojisini Bolivarianismo ("Bolivarizm") olarak nitelendirse de taraftarları ve karşıtları "chavizmo" destekçisi veyahut karşıtı olduklarını ifade etmektedirler. Chavez taraftarları kendilerine "Bolivarcı" yerine "chavistas" demektedirler.

Chavez daha sonra demokratik sosyalizm'in (tabana yayılmış demokratik katılımcılığa vurgu yapan bir tür sosyalizm) Bolivarizm'de oynadığı rolü kabul eder. Kendi Bolivarizmi popüler desteğe dayandığından dolayı Chavez, tabanın ve katılımcı demokrasinin örneği olduğunu belirttiği "Bolivar Oturumları" (Bolivarian Circles) tertiplemiştir. Bu oturumlar, hükümetin sosyal gelişim için ayırdığı bütçenin nasıl harcanacağına karar verecek olan mahalle sakinlerinin katıldığı forumlardır. Genellikle mahallenin güzelleştirilmesi, toplu taşımacılık, küçük işletmelere destek olunması ve temel sosyal hizmetlerin sağlanması gibi konularda karar verirler.

2. Dış Politikası

Hugo Chavez, Venezüela'nın dış politikasını Latin Amerika ekonomisi ve sosyal entegrasyonuna tekrar çevirmiştir. Bunun için petrol kartını ABD'ye rağmen oynamıştır. Bu politikasını gerçekleştirmek için diğer Latin Amerika ülkeleriyle karşılıklı ticari ilişkilere girmiş, Brezilya ile olan silah ticaretini artırmış, Küba ile petrol karşılığı uzmanlık temini anlaşması ve Arjantin'le et ve süt ürünleri karşılığında petrol takasına yönelik barter anlaşması yapmıştır. Ayrıca 1997'deki Summit of Amerika toplantısında Latin Amerika liderleriyle yakınen çalışmıştır.

3. Ekonomi Politikası

"Her bir fabrika aynı zamanda bir okul olmalı ve Che Guevara'nın dediği gibi tuğla, çelik ve alüminyumun yanı sıra yeni erkek ve kadını, yeni toplumu, sosyalist toplumu da üretmelidir."
- Hugo Chavez, Mayıs 2009, sosyalist dönüşüm çalıştayı.

Venezüela dünyanın en büyük petrol üreticileri arasında yer aldığından dolayı ekonomisi ağırlıklı olarak petrole dayanmaktadır. Hugo Chavez petrolden elde ettiği geliri sosyal dönüşüm projelerini, ucuza yiyecek temini ve benzeri eylemleri finanse etmek için kullanmaktadır. (Ç.N. Muhtemelen bu son krizde petrol fiyatları düşünce oldukça zorlanmışlardır...güncel kaynaklardan bu durumu incelemek gerekir).

Ayrıca Chavez telefon, elektrik, çelik ve çimento sanayindeki bir dizi büyük şirketi devletleştirmiş olup kooperatifleri teşvik etmektedir.

kaynak: http://en.wikipedia.org/wiki/Hugo_Chavez

Venezüela ile ilgili güncel haberler için ingilizce kaynaklar:
1) znet - Politics in Venezuela
2) Venezuela Information Office

Wii'niz varsa dikkatli olun!

Wii platformunda oynamak gerçekten zevkli olsa gerek fakat dikkati de elden bırakmamalısınız...yoksa bakın neler oluyor.

3 Haziran 2009 Çarşamba

Siesta Zamanı!

Alanya'da belediye meclisi turizm işletmelerinde öğlen 13:00 ile 15:00 saatleri arasında sieasta yapılmasına yönelik bir karar almış. Alanya'da yürürlüğe girmek üzere olan bu uygulamaya gıpta ederek "sieasta nedir?" diyebilecekler için bendeniz kalktım wikipedi'nin yolunu tuttum ve öğrendiklerimi sizler için aşağıya aktarıyorum.



Siesta, öğlen saatlerinde özellikle öğlen yemeğini müteakiben gerçekleştirilen kısa süreli uyku eylemidir (ya da Türkçe'deki benzer ifadesi şekerleme yapmak veya kestirmektir). İspanyolca sieasta Latince'deki hora sexta - "altıncı saat" (şafaktan itibaren ve gün ortasına denk gelen gün ortası dinlenmesi) kelimesinden türemiştir.

Sieasta, İspanya'nın ve İspanyol kültürü etkisindeki Latin Amerika ülkelerinin geleneceksel gün ortası uykusudur. Portekiz tarafından kolonize edilen Brezilya ise kültürel bir tezat oluşturur.

Coğrafi dağılımı açıklayan etkenler esas olarak yüksek sıcaklık ve öğlen yemeğinde yenen ağır yemeklerdir. Bu iki etken yemek sonrasındaki uyku bastırmasını açıklamak için yeterlidir. Öğlen yemeğinden sonra uyumak Filipinler, Çin, Vietnam, Bangladeş, Hindistan, İtalya, Yunanistan, Hırvatistan, Malta, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da yaygındır. Bu ülkelerde öğle sıcağı dayanılmaz olabildiğinden öğlen molasını evde yapmak idealdir.

Yunanistan'da yapılan bir araştırma öğlen uykusuna yatanlarda kalp krizi riskinin daha düşük olduğu tespit edilmiş.

Bangladeş ve Bengal'de yemek sonrası yapılan bu uykuya bhat-ghum (yani pirinç uykusu), Çin ve Tayvan'da ise xiuxi veya wushui denmektedir.


Şimdi siz bu satırları okurken ben gidip bir 10 dakika kestireyim.

SSD: Geleceğin Teknolojisi mi?

SSD (Solid State Drive) yani kat hal sürücüsü çoğumuz tarafından yeni yeni duyulmaya başlansa da, temeli 1970'lere kadar dayanan bir teknolojidir. Verileri sürekli olarak saklayabilmek için katı hal hafızası kullanan SSD'ler klasik bir sabit disk sürücüsünü emüle edtmek suretiyle bir çok uygulamada sabit disklerin yerini kolayca alabiliyorlar. Hareketli hiç bir parçalarının bulunmaması sayesinde SSD'ler daha sağlam ve daha sessiz olmalarının yanı sıra mekanik gecikmeler olmadığı için veriye erişim zamanı ve gecikmeler genellikle daha düşük ve güç tüketimleri de sabit disklerden oldukça az olmaktadır.

Modern anlamdaki ilk SSD'yi 1978 yılında StorageTek geliştirmiştir. Günümüzdeki SSD örneklerinin ise sundukları ısınmama ve düşük güç tüketme gibi avantajları nedeniyle ilk olarak laptoplarda kendilerini göstermeye başlamış olmasına şaşılmamalıdır.

Şimdide biraz SSD'lerin avantaj ve dezavantajlarına bakalım:

AVANTAJLAR:
* Daha hızlı başlangıç (çünkü dönmeye başlamak gibi bir mefhum yoktur)
* Okumada tipik olarak daha hızlı rastgele erişim (çünkü hareketli bir okuma/yazma kafası yoktur)
** Mekanik bir kafa olmadığı için bekleme, gecikme süreleri çok düşüktür. Bu sayede boot süreleri çok kısalmıştır.
** Yine mekanik bir kafa olmadığı için okuma ve yazma hızlarında belli bir hız (ki oldukça
yüksek bir hız) sürekli olarak korunabilmektedir.
* Sessiz. Soğutma fanı kullanılan çok yüksek performanslı olanlar birkaçı hariç.
* Nispeten düşük performanslı olanlarda güç tüketimi ve ısı üretimi aktif kullanımda çok
düşüktür.
* Yüksek mekanik güvenilirlik, hareketli parça olmadığı için "mekanik" arıza riski yoktur.
** Mekanik aksam bulunmadığı için darbelere karşı daha dayanıklıdır. Titreşim ve aşırı sıcaklık farklarından etkilenmez. Bu nedenlerle laptoplar için idealdirler.
* Çalışma sıcaklığı aralığı daha geniştir. Klasik sabit diskler 5-55 C'de çalışabilirken SSD'ler 70C'ye kadar çalışabilmektedir.
* Hata gerçekleştiğinde büyük çoğunlukla okuma yerine yazma veya hücre silme esnasında gerçekleşmektedir. Manyetik-mekanik sürücülerdeyse hatalar daha çok okuma esnasında gerçekleşme eğilimindedir. Bir SSD sürücüsü yazma işlemi esnasında hata tespit ederse yazma işlemini yeni bir yerde tekrarlayabilir. Klasik bir sabit disk ise okuma esnasında hata yaparsa bu veri tamamen kaybedilir.






DEZAVANTAJLAR:
* Maliyet. Sabit disk sürücüleriyle kıyaslandıklarında hala pahalıdırlar.
* Kapasite. Her ne kadar 1TB'lik sürücüler duyurulmuş olsa da kapasite artırma konusunda sabit disk sürücülerin kapasiteleri daha hızlı bir şekilde arttığından dolayı sabit disklere göre şimdilik daha düşük kapasiteli olmaktadırlar.
* Sınırlı yazma (silme) çevrimi. Flash hafıza hücreleri MLC'de 1000 ila 10.000 ve SLC'de 100.000 yazma çevriminden sonra aşınırken yüksek dayanımlı hücrelerde 1-5 milyon yazma çevrimine erişilebilmektedir. (birçok log dosyası, file allocation tabloları ve diğer sık kullanılan dosya sistemi parçaları bu yazma-silme sayısını bir bilgisayarın ömrü boyunca fazla fazla geçmektedir). Bu soruna istinaden 2008'den itibaren aşınma dengeleme (wear leveling) işlemi uygulanmaya başlanmıştır. Öte yandan DRAM tabanlı SSD'lerde bu sorun bulunmaz.
* Düşük yazma hızları. Silme blokları genellikle oldukça büyük olduğundan dolayı (örneğin 0,5 ila 1 megabayt) küçük yazma işlemlerinde konvansiyonel disklere kıyasla daha yavaştırlar ve yazma fragmantasyonundan etkilenebilirler. Güncel SSD'ler bu sorunu büyük DRAM yazma ara bellekleri ve akıllı kontrolörler kullanarak çözmektedirler.
* DRAM temelli SSD'ler sabit disklere kıyasla daha fazla güç çekerler ve bilgisayar kapalıyken bile güce ihtiyaç duyarlar, sabit disklerin böyle bir ihtiyacı yoktur.

DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
Yukarı anlatılanların ışığında ilk dikkat edilmesi gereken şey bir SSD'niz varsa artık diske defrag yapmanıza gerek yoktur. Birincisi defrag yapmanın pratik bir faydası yoktur, ikincisi bu işlem dosyaları silip tekrar yazdıracağı için SSD'nin ömründen yersiniz. Ayrıca hardiski sürekli olarak indexleyen programları kapatabilirsiniz. Linux'de durum nedir bilmiyorum ancak Vista'ya kadar olan Microsoft işletim sistemleri sabit diskler için optimize edilmişlerdir. Ancak şuan release candidate'i çıkmış bulunan windows 7 hem ssd'ler hem de sabit diskler için optimize edilmiş olarak gelecekmiş.

Ayrıca artık yeni nesil SSD'lerde de cache bellek bulunmaya başladı. Cache bellek bulunmayan SSD'lerdeki sorun ise disk üzerindeki bir dosyayı yine aynı disk üzerinde başka bir yere kopyalama/taşıma işleminin çok yavaş olmasıydı. İşte bu sorunu cache bellek koyarak artık çözdüler. SSD alırlen buna dikkat edilmesi gerekiyor.

SONUÇ
Bir SSD'niz olduğunda bilgisayarınızı daha hızlı açarsınız, programlar daha hızlı yüklenir, sisteminiz daha sessiz çalışır, daha az ısınır (tabi ki deneysel maksatlı yüksek kapasiteli bir SSD kullanmıyorsanız), SSD'niz daha az arıza yapar (hatta yapmaz, bad sector gibi bir mefhum yoktur çünkü), darbelere karşı daha dayanıklıdır. Ayrıca yazma ve okuma hızlarında sabit bir ortalama değeri sürekli olarak koruyabildiğinden dolayı örneğin bir filmin DVD'den kopyalanması veya DVD'ye yazılması saniyeler mertebesinde gerçekleşir.

SSD gerçek anlamıyla kuşku götürmez bir şekilde geleceğin teknolojisidir. Her ne kadar şuan ki fiyat-kapasite oranı HDD'lere göre çok düşük olsa da 2-3 sene zarfında çok daha yaygın bir kullanım alanı bulacak ve sonunda da HDD'leri yavaş yavaş kullanım dışına itecektir. Tek bir SSD bile RAID 0 yapılmış HDD'lerin hızını kolayca geçebilmektedir, çünkü SSD teknolojisi temelinde RAID benzeri bir teknolojiyi barındırmaktadır. SSD içerisinde bulunan çipler birbirlerine RAID'e benzer bir şekilde bağlanmıştır.

Bunun haricinde SSD'leri RAID olarak da kullandığınızda ulaştığınız hızlar tahmin sınırlarınızın ötesindedir. (Eğer inanmıyorsanız görmek için tıklayınız.)

SSD'ye bir kez geçtikten sonra bir daha kolay kolay bırakamayacağınızı rahatlıkla söyleyebilirim, pişman olmayacaksınız.




2 Haziran 2009 Salı

Firefox'a Modifiye Çekin!

Net'te her yerde karşınıza çıkan firefox hızlandırma ayarlarına bir katkı da benden. Muhtemelen zaten bunları biliyorsunuzdur ama belki bilmediğiniz birşey vardır...

İlk olarak Firefox'un sayfa yükleme hızını artırmaya çalışalım:

1. Adres satırına “about:config” yazıp Enter'e basın. Firefox size "değişiklik yaparsanız benden günah gider" mahiyetinde bir mesaj çıkartıp onayınızı isteyebilir, "Eyvallah" deyip onaylayın.
2. Açılan sayfada aşağıdaki parametrelerin bulunduğu satırlara gidip değerlerini aşağıdaki gibi değiştirin:
“network.http.pipelining” ayarını “true”
“network.http.proxy.pipelining” ayarını “true”
“network.http.pipelining.maxrequests” değerini 10 gibi bir değere getirin.
Bu sonuncunun anlamı bir seferde 10 talepte bulunmak şeklinde yorumlanabilir.
(Normalde tarayıcınız bir sayfa için bir seferde bir talepte bulunur. pipelining ayarını etkinleştirdiğinizde tek seferde birden fazla talepte bulunarak yükleme hızını artırır. Yalnız burada dikkat etmeniz gereken bir husus var, bazı websayfaları bu duruma izin vermediklerinden bazı sayfalar açılmayabilir. Böyle bir durumla karşılaştığınızda bu ayarı eski değerine getirin ya da Internet Explorer kullanın :) )
3. Son olarak sayfanın herhangi bir yerine sağ tıklayıp açılan menüden "Yeni" veya ingilizce Firefox kullanıyorsanız "New" komutu üzerinden "Integer" ayarını seçin (New-> Integer). Adını “nglayout.initialpaint.delay” verin ve değerini “0“ (Sıfır) olarak belirleyin.
Bu değer tarayıcının bilgi aldıktan sonra ne kadar bekleyeceğini belirler. Geniş bant internet kullanıcısıysanız artık sayfalar daha hızlı yüklenecektir.
İsteğe bağlı olarak (daha da hızlı bir sörf deneyimi için) about:config üzerinde yapabileceğiniz ilave ayarlar (bu ayarlardan bazılarını sağ tıklayıp New– > Interger veya String komutu vasıtasıyla eklemeniz gerekebilir):
network.dns.disableIPv6: “false”
“content.notify.backoffcount”: “5“; (beş)
“plugin.expose_full_path”: “true”.
“ui.submenuDelay”: “0; (sıfır)
4. Firefox'u baştan başlatın.

İkinci olarak Firefox'u araç çubuğuna küçülttüğünüzde RAM kullanımını 10MB'ye düşürelim:

1. Firefox'u açın ve adres satırına about:config yazıp Enter'e basın. Firefox size "değişiklik yaparsanız benden günah gider" mahiyetinde bir mesaj çıkartıp onayınızı isteyebilir, "Eyvallah" deyip onaylayın.
2. Açılan sayfaya sağ tıklayın ve Yeni (New) -> Boolean komutunu seçin.
3. Yeni komutun adını “config.trim_on_minimize” olarak girip Enter'e basın.
4. Değerini True olarak belirleyip Enter'e basın.
5. Firefox'u baştan başlatın.

Üçüncü olarak Firefox'un cache için kullandığı RAM miktarını azaltalım:

1. Yine Firefox'u açın ve adres satırına about:config yazıp Enter'e basın. Firefox size "değişiklik yaparsanız benden günah gider" mahiyetinde bir mesaj çıkartıp onayınızı isteyebilir, "Eyvallah" deyip onaylayın.
2. “browser.sessionhistory.max_total_viewer” komut satırını bulun.
3. Değerini “0“ (sıfır) olarak belirleyin.
4. Firefox'u baştan başlatın.

Evet, bakalım bu ayarların bir faydasını görecek misiniz?

14 Mayıs 2009 Perşembe

Reflüsü Olan Nasıl Yaşamalı?

Reflü Hakkında Herşey
1. Reflü Nedir?
2. Reflü Teşhis ve Tedavisi
3. Reflüsü Olan Ne Yemeli?
4. Reflüsü Olan Nasıl Yaşamalı? <- Şu an buradasınız!

4. Nasıl Yaşamalı?

İlaç tedavisinin yanı sıra bazı alışkanlıklarınıza son vermeniz ve bazılarını da değiştirmeniz gerekmekte. Sigara alkol kahve ve asitlik içeceklere güle güle derken yemek saatlerinizi gün içerisine eşit olarak dağıtmanız oldukça faydalı oluyor. Sabahları mutlaka kahvaltı yapmanız, öğle yemeğini ana yemek olarak belirlemeniz, akşam yemeğini hafif geçirmeniz ve yatmadan en az 2-3 saat önce yemek yemeye son vermeniz sizi oldukça rahatlatacaktır emin olabilirsiniz. Özellikle akşam yemeğinde gaz yapmayan yiyecekler yerseniz daha da rahat edersiniz. Çünkü mide ve bağırsak gazları da reflüsü olanlar için rahatsız edici olabiliyor.

Düzenli su içmek de (yanınızda su şişesi taşıyın ve aklınıza geldikçe birkaç yudum için böylece yemek borunuzu düzenli olarak yıkamış olursunuz) rahatlatıcı oluyor. Gün içerisindeki hareket miktarınızı artırmaya çalışın. Çünkü reflünün sebeplerinden birinin de hareketsizlik ve tüm gün masabaşında oturmak olduğu düşünülüyor. Yürüyebildiğiniz kadar yürüyün. Arabanız varsa kapının önüne parketmeyin birkaç sokak öteye parkedin. Toplu taşıma vasıtalarını kullanıyorsanız evinizin önünde inmeyin 2 durak önce veya sonra inip yürüyün. İlla parka gidip yürümek zorunda değilsiniz yani. Asansöre binmek yerine merdiven çıkın, (eğer kalp sorununuz yoksa ve yaşınız müsaitse) özellikle nefes nefese kalarak çıkın böylece kalbinize de iyilik yapmış olursunuz.

Ayrıyetten yatarken vücudun üst kısmı ile başın yüksekte olmasını sağlayın, yani vücudunuzun belden yukarısı yüksekte olsun. Bunun için yastık sayısını artırabilir veya yatağın baş kısmını yükseltebilirsiniz. 25-30 derece diklikte bir açıyla yatıldığında mide içeriğinin yemek borusu ve yutağa doğru yukarı kaçışı azalır.

Karın bölgesini sıkan kıyafetlerden kaçınmalısınız. Kemerinizi çok sıkmamaya hatta mümkünse kemer kullanmamaya çalışın. Özellikle bel ve karın bölgenizde fazla yağlarınız varsa bunları biraz olsun eritebilirseniz faydasınız göreceksiniz.

-->

Şimdi stres mevzuuna biraz vurgu yapmak istiyorum. bu önemli bir nokta çünkü doktorlar biraz komik şekilde stres yapmayın deyip çekip gidiyorlar ama bir yöntem söylemiyorlar. hatta sorumsuz bir şekilde "hayat tarzınızı değiştirin" diyebilenlere bile rastladım. kolaysa sen değiştir. ekmek parası var işin ucunda belki. Stresin önüne geçemiyorsak bile stresi üzerimizden atmak için benim önerebileceklerim var: çiçeklerle uğraşmak, evinizi varsa balkonunuzu çiçeklerle doldurun ve hergün bunların suyuyla yaprağıyla toprağıyla uğraşın. bir evcil hayvan edinin. özellikle kediler bu iş için ideal. düzenli olarak gezdiremeyecekseniz köpek tavsiye etmem, daha çok stres olursunuz. ne kedi ne de köpek bakabiliyorsanız kuş veya balık olabilir. evcil hayvanlarla veya bitkilerle uğraşırken kendi dertlerinizi unutacağınızdan stresiniz hafifleyecektir.

Yiyeceklerle ilgili olarak kendinize bir çizelge oluşturun. Özellikle hangi yemeklerden sonra rahaatsızlığınızın arttığını veya azaldığını kaydedin. Bir müddet sonra kendinize özgü bir yiyecek çizelgeniz oluşacak, buna göre yememeniz gerekenleri öğrenirsiniz. Bu liste sağdan soldan duyacaklarınıza göre daha sağlıklı bir yaklaşım geliştirmenizi sağlayacak.

Bu arada herkese tavsiye edilebileceğim bir site var: http://www.reflumvar.org. Bu sitedeki forumu kullanarak diğer reflü muzdaripleriyle irtibata geçerek fikir alışverişi yapabilirsiniz.

Herkese bol sağlık diliyorum


Not: Lütfen yaşam şekilleriyle ilgili olarak deneyimlerinizi yorumlar kısmında bizlerle paylaşın. Böylece hep beraber daha sıkıntısız bir hayat sürebiliriz. Yorum yazmak için üye olmanıza gerekyok. Şimdiden tüm reflü hastaları adına teşekkür ederim.


Reflüsü Olan Ne Yemeli?



Reflü Hakkında Herşey
1. Reflü Nedir?
2. Reflü Teşhis ve Tedavisi
3. Reflüsü Olan Ne Yemeli? <- Şu an buradasınız!
4. Reflüsü Olan Nasıl Yaşamalı?

3. Ne Yemeli?

Reflüsü olanların herşeyden önce asitli olan veya mide asidini azdıran yiyeceklerden uzak durmasında fayda var. Mide asidi ne kadar artarsa yemek borusu o kadar etkilenebilir. Ayrıca gaz yapan yiyecekler de sebep oldukları şişkinlik nedeniyle asidin yemek borusuna kaçışını kolaylaştıracaklardır. Dolayısıyla çiğ sebze yemek de gaz yapacağından dolayı mümkün olduğunca tercih edilmemelidir. Genel ilke olarak sindirimi zor olan sebzeler gaz yaparlar, bunları yememek için bir milyon neden vardır.

Aşağıda yayınlayacağım liste bir rehber olmakla birlikte siz aynı derecede etkilenmeyebilirsiniz. Bunun için reflüsü olan her hasta kendi listesini oluşturmalıdır. Size rahatsızlık veren yiyecekleri yedikçe bir listeye yazıp, yanına rahatsızlık seviyesini de eklerseniz zaman içerisinde kendi listenizi oluşturmuş olursunuz:


Kesinlikle Kaçınılması Gereken Gıdalar


Meyve:
* Portakal suyu
* Limon
* Limonata
* Greyfurt suyu
* Domates (Tedavinin başındayken asla yemeyin, fakat pişmiş domates (yani yemeğe konan) aynı oranda rahatsız edici olmayabiliyor...önce deneyip kontrol edin)

Sebze:


* Patates Püresi
* Kızarmış patates
* Kuru Soğan (çiğ) (yukarıda bahsetmiştim, acayip gaz yapar)


Et:

* Sığır eti (Kıyma)
* Fileto
* Hot dog

Mandıra:

* Süt
* Yağlı kremalar
* Yağlı Peynirler
* (Cottage cheese-bir çesit peynir)

Tahıl:

* Fırında Peynirli Makarna
* Salçalı Makarna


İçecek:

* Likör
* Şarap
* Çay
* Kahve

Tatlı & Yemiş:
* Çikolata
* Mısır cipsi
* Patates cipsi
* Şekerli ve yağlı çörek

Sirkeli yağlı karışık salata



Besinler ve Beslenme Hikmet Yaşar Suat Melek


Dikkatli Bir Şekilde ve Belli Bir Ölçüde Tüketilmesi Gereken Gıdalar
Meyve:
* Asitsiz Portakal Suyu
* Çayüzümü
* Ahududu
* Çilek
* Üzüm
* Yabanmersini
* Şeftali

Sebze:
* Sarımsak
* Soğan (pişmiş)
* Pırasa
* Yeşil soğan

-->

Et:
* Yağda Yumurta
* Kızartma balık
* Ton balığı
* Sosis
* Jambon
* Sığır eti (yağsız)
* Tavuk

Mandıra:
* Yoğurt
* Süt (yağı ve kaymağı alınmış)
* Köy Peyniri
* Çedar peyniri
* Mozzarella peyniri
* Tahıl: Mısır Gevreği

İçecek:
* Alkolsüz şarap ve bira
* Kola (Tedavinizin başlarındaysanız içmemenizde fayda var)




Reflüyü Az Bir Oranda Artıran Gıdalar
Meyve:
* Elma
* Elma suyu
* Muz

Sebze:
* Fırında Patates
* Brokoli (Bol bol yiyin, bağırsaklar için de faydalıymış)
* Lahana
* Havuç (dikkatli yiyin, önce bir deneyin rahatsızlık vermiyorsa devam edin)
* Yeşil Fasulye

Et:
* Kıyma (yağsız)
* Biftek Izgara
* Tavuk Göğsü (derisiz)
* Balık (yağsız)
* Yumurta akı

Mandıra:
* Peynir (keçi)
* Krem Peynir (az yağlı)
* Ekşi Kremalar
* Soya Peyniri (az yağlı)

Tahıl:
* Ekmek
* Mısır Gevreği (kepekli)
* Kraker
* Bisküvi
* Çubuk kraker
* Pirinç ve tatlısı
* Bulgur

İçecek:
* Maden Suyu

Tatlı & Yemiş:
* Kurabiye
* Jelibon
* Kırmızı Meyan kökü



İyi Yaşam Günlüğü 2010 Diyet Günlüğü ve Ajanda Bir Arada


Listenin bölüm adlarına dikkat ettiyseniz, reflüyü hiç arttırmayan yiyecekler diye bir bölüm yok, çünkü öyle bir yiyecek yok. Sindirim sisteminiz yediğiniz her yiyeceği sindirmek için asit salgılayacaktır. Zaten reflü de bu asidin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Sindirimi zor yiyecekler daha çok asit salgılatır, kolay yiyecekler daha az asit salgılatır ilkesini benimseyip yemeklerden hemen sonra yatmazsanız, çok fazla eğilip kalkmazsanız ve de tedavi süresince ilaçlarınızı kullanırsanız bir müddet sonra reflünüzü kontrol altına almaya başlarsınız.

Tabi şimdi listeye bakınca morali bozulacak olanlar çıkp "peki şimdi ne yiyeceğim?!..." diyeceklerdir. İşte benden size bir kıyak. İngilizcesi olan reflü muzdaripleri için uygun yiyecekler listesini buradan okuyabilirsiniz. Hatta bu yemek tariflerini deneyebilirsiniz.

Lütfen bu listeyi deneyenler ve kendi yiyecek önerileri olanlar yorumlarını esirgemesinler, böylece herkes birbirinin deneyiminden faydalanır ve sıkıntılarımız daha katlanır hale gelir. Yorum yazmak için üye olmanıza gerek yok. Şimdiden tüm reflü hastaları adına teşekkür ederim.