26 Şubat 2009 Perşembe

İsmet Paşa'nın Lozan Söylevi

İsmet İnönü'nün Lozan Antlaşması'nın 50'ci yılı sebebiyle verdiği söylevin bir kısmını özellikle günümüze ışık tutabileceğini düşünerek yayınlamak istiyorum. (Söylevin tam metnini için tıklayınız.)


"...ancak bu sayede, lozan muahedesinde başlıca tecrübeyi, lord curzon'un bana verdiği bir dersi söyleyeyim:

-'memnun değiliz lozan muahedesinin müzakeresinden. hiç bir dediğimizi yaptıramadık. reddettiklerinizin hepsini cebimize atıyoruz. harap bir memleket alıyorsunuz, bunu kalkındırmak için mutlaka paraya ihtiyacınız var. bu parayı almak için gelip diz çökeceksiniz. cebime attıklarımın hepsini çıkaracağım size' diyordu lord curzon, 'hepsini vereceğim size...'

bu, benim kafamda daimi bir yer etmişti. dışarıdan yalnız para verenin, yalnız para muamelesi yapması son derece güç bir şey. o, parayla beraber bir ek menfaat istiyor. muhitine göre, meselesine göre kabili tahammül olur veya olmaz, istiyor.

bunu bana söyledi. bundan sonra biz cumhuriyet'i elli sene tatbik ettik, bu müddet esnasında yatırım yaptık, demiryolları yaptık, demiryolları satın aldık, endüstriler kurabildik. şeker endüstrisi, dokuma endüstrisi vs. gibi mütevazı endüstriler... diğer endüstrileri kurmadan yapamayız. bu endüstrileri kurmak için, demiryollarını satın almak için, yeni demiryolları yapmak için istikraz mı ettik? istikraz etmedik, hiç birini istikraz etmedik. kendi paramızla yaptık. gayet basit bir usulüm vardı benim. mali intizam her şeyin üstündedir devlet idaresinde. benim usulüm: her bütçenin mutlaka yatırım payı olmalıdır. ne kadar gelir var? yüz milyon gelir var. yüz milyon gelir, memleketin ihtiyacına yetmiyor bile. ne yapacağız? benim usulüm bu: yüz milyon gelir var. iyi. doksan milyon gelir olsaydı, onunla da gelir ihtiyacı tamamiyle karşılanıyor mu? karşılanmıyor. bu, on milyon daha eksik olsaydı, ihtiyacı nasıl karşılarsak, bu on milyonu yatırım olarak yeni işe ayırmak lazımdır. memleket, mali işini intizama koyabilir, kalkınma, için para bulabilir. fakir olduğu nispette, kalkınma için içinden bulacağı para az olur, ama kalkınır. fakir olduğu için, zenginin on senede yapacağını, bu elli senede yapar. ama yapar! ama hiç bir yatırım yapmayan bir bütçe ile memleket idare olunursa, sadece yer ve ilanihaye o halde kalır. basit bir şey gibi görünür; bunu yaptığın zaman, plan fikri buradan doğuyor, yatırım fikri buradan doğuyor. beş'le başladığın zaman, iki sene sonra altı oluyor..."

işte böyle demiş ismet paşa. şimdi sormak istiyorum "günümüz ekonomik yatırımlarını, icraatları görünce yukarıda bahsi geçen "lord curzon'un cebindekiler" bize yutturuldu mu yutturulmadı mı?" diye. özellikle adnan menderes'le başlayan popülist politikalar, oy avcılığı politikaları sonucunda o ceptekiler bize yedirildi mi yedirilmedi mi? devletin borcu var ama kalkındık demek ne kadar doğrudur? kalkındık ama neye rağmen kalkındık?

şu kıt aklımla sadece bizden istedikleri şekilde kalkındığımızı peşinen söyleyebilirim. bize biçilen rol doğrultusunda kalkındık, kendi istediğimiz şekilde değil. bize biçilen rol de tüketmek! bunun aksini kim iddia edebilir. hiç bir şey üretmeden; ne kültür, ne teknoloji üretmeden tüketiyoruz.elbette istisnalar vardır, elbette bu gidişe karşı çıkanlar vardır ama hakim olan gidişat budur. tüketmek! bize batı tarafından biçilen rol onların artık değerlerini tüketmek, fazla mallarını harcamak, onlara pazar olmak. avrupa birliğiyle yürütülen müzakerelerde bile bizi birliğe almalarının en büyük avantajının 70 milyonluk bir pazar oluşumuz olduğu vurgulanmıştı. sağmalık bir inekten farkımız yok "batı" için.

İsmet inönü'nün yukarıda alıntıladığım söylevinin ikinci kısmında "kendi çabamızla 10 yıl yerine 50 yılda kalkınırdık" deniyor. evet belki öyle yapsaydık şuan bu kadar "gelişmiş" olmazdık ama kesinlikle istediğimiz yönde gelişmiş olurduk(*). biz tüm ülke için faydalı olacak politikalar yerine bir kısım halka faydası olacak politikaları tercih ettik. biz sabredip, çalışıp 50 yılda yol katetmek yerine "Türk"lük yapıp işi kısa yolundan halledivermeyi seçtik. zenginlerimiz yüzlere ulaştı ama fakirlerimiz kaç onmilyonlara vardı. ve şuan kömür yardımları, para yardımları ve daha nice yardımlarla geçinmek zorunda benim zavallı halkım. ülkemin borcu var ve biz hepimiz "lord curzon'un cebindekileri"ni yedik. hepsi bize tek tek yedirildi. türkiye cumhuriyeti tarihince aldığımız her dış borç, her dış kredi bize beraberinde o ceptekilerden birini de yedirdi, emin olabilirsiniz. artık bunları tükürmek için birşeyler düşünmek gerekmiyor mu?

_________________________________________
(*) Bunun karşılaştırmalı bir örneği var! Güney Kore. Bir araştırmada Güney Kore ile Türkiye'nin aynı gelişmişlik düzeyinde başlayan yatırım hamleleri karşılaştırılmış. Onlar sanayi yatırımına yönelirken biz tüketim yatırımına yönelmişiz. Sonucu görmek için akademisyen olmaya gerek yok. onların yaptıklarıyla bizim yaptıklarımız karşılaştırılabilir. onlar da araba üretiyor biz de, ama onlar kendi arabalarını üretirken biz fason üretiyoruz. onların da tersaneleri var bizim de var. ama onlar mega tankerler yapabiliyorken biz daha o yolun yarısında bile değiliz çünkü tersaneciliğimiz çok daha yeni onlara kıyasla. teknoloji alanına değinmiyorum bile. tabi burada ikinci bir husus da ortaya çıkıyor. batının bize biçtiği rol. güney kore bu kalkınmayı kore savaşı sonrasında amerikan desteğiyle gerçekleştirdi, çin'in burnunun dibinde bir rol model olması için. onlarla kıyaslandığında bize ne rol biçildiği de görülebilir.

0 yorum.:

Yorum Gönder