17 Mart 2009 Salı

Nükleer Kulüp Genişliyor

2005 yılında yapmış olduğum aşağıdaki çeviri nükleer güç elde etmeye çalışan İran, çeşitli açmazları bulunan ABD ve Irak'ın o zamanki durumu hakkında enteresan bilgilere sahip.

ABD'de ki seçimler sonucunda iktidarın değişmesi ve ABD'nin Irak'tan çekilme planını açıklaması gibi güncel olaylar ışığında o döneme bakınca geleceğe dair bazı çıkarımlarda bulunmak mümkün gözüküyor. Yazıda bir noktada ABD'nin Irak'tan çıkmadan İran veya K.Korey'le askeri bir mücadeleye girişemeyeceği yazıyor. Şimdi ABD Irak'tan çekilmeye başlayacağına göre acaba "barışçı" Obama'nın arka planda gizli planları olabilir mi? Bekleyip göreceğiz.

_____________________________________

Nükleer Kulüp Genişliyor
Immanuel Wallerstein

15/02/2005

Kuzey Kore nükleer silahlara sahip olduğunu resmen açıkladı ve bunların teslimi için tartışmaya girmeyi düşünmüyor bile. İran, hala nükleer silah üretmek niyetinde olmadığını iddia ediyor, ancak uranyum zenginleştirme tesislerini geliştirmede elde ettiği ilerlemeden de vaz geçmeyeceğini söylüyor (yani bu istediği zaman nükleer silahları kolayca üretebileceği anlamına geliyor). Peki Amerika Birleşik Devletleri ne diyor? Amerika Birleşik Devletleri ne diyeceğini bilmiyor ve bocalıyor. Henry Kissinger hem yazılı verdiği hem de televizyondaki demeçlerinde anlaşılmaz şeyler söylüyor. Condoleeza Rice, İran’ı totaliter bir rejim olarak tanımlayıp Avrupa’dan İran’ın uranyum zenginleştirme programını sürdürmede ısrar etmesi durumunda İran’a BM yaptırımlarının uygulanacağını açık ve anlaşılır bir şekilde anlatmasını istiyor (ve Avrupalılar da Rice’a onun bu gibi aleni ve hatta özel demeçlerinin kesinlikle amaca hizmet etmediğini söylüyorlar).

Gerçek şu ki, George W. Bush sayesinde pandoranın kutusu çoktan açıldı. Ve yine George W. Bush sayesinde Amerika Birleşik Devletlerinin bu konuyla ilgili olarak kullanabileceği bir askeri veya siyasi gücü yok. Peki şimdi ne olacak? Önümüzdeki yaklaşık üç senelik zaman zarfında gerçekleşebilecek sadece iki olası senaryo var. Birinci olasılık; ABD kendini Irak bataklığından çıkmanın getirdiği zorluklarla boğuşur, çok sert iç siyasi çekişmelere batmış ve boş tehditler savurup susmaktan başka bir şey yapamayacak kadar diplomatik izolasyona uğramış bir şekilde buldukça Kore veya İran'da önemli hiçbir şey olmaz. Diğer olasılıkta ise süper şahinler, Bush yönetimindeki tüm muhalefetin silahlı kuvvetlerdekiler de dahil olmak üzere üstesinden gelerek doğrudan veya üçüncü taraflar (örneğin İran için İsrail) vasıtasıyla askeri bir cephe açarlar.

Şahsi kanaatime göre ikinci olasılığın gerçekleşmesini pek mümkün görmüyorum. Her ne kadar gerçekleşme şansı az da olsa yine de bir olasılık var. Ve bu olasılık gerçekleşirse sonu, özellikle nükleer silahların da kullanılması durumunda can kaybı açısından korkunç olur (tabii ki Koreliler veya İranlılar için ve ayrıca Amerikalılar için de). En olası sonuç askeri bir çıkmaza girilmesi ve dünya çapında ekolojik bir felaketin gerçekleşmesidir. Bu olasılık küçük de olsa oldukça korkutucu ve bilge ve sağ duyulu herkesin bu ellerinden gelen herşeyi yapması gerekir.


Peki daha olası senaryonun gerçekleşmesi yani hiç birşey olmaması ne gibi jeopolitik sonuçlar doğurur. Bu sonuçlar Amerika Birleşik Devletleri için oldukça olumsuz ve bu sebeple Kissinger’i ve olasılıkla Condoleeza Rice’i da kışkırtıyor. İlk sonuç ABD askeri gücünün nüfuzuyla ilgili dünyanın geri kalanının tahminlerinin değişmesidir. Bir zamanlar fiilen yenilmez olduğu düşünülen, ezici Amerikan askeri gücü Bush yönetimi tarafından benimsenmiş benzersiz sıkıcı bir dille söz verilmiş “şok ve dehşeti” ile dünyaye etki etme becerisini kaybediyor. Kore’nin ve/veya İran’ın böyle önemli bir askeri konuda ABD’ye başarılı bir şekilde karşı koyması dünyanın genelinde, ABD'nin kendini küçük düşürecek Davud’un bekleyen Golyat olduğuna dair inancı artıracaktır. Bu durum şüphesiz herkesin kendi yoluna gitme isteğini kuvvetlendirecektir; Washington ister onaylasın ister onaylamasın.

Kendi yoluna gitmek ne anlama geliyor? Bir dizi ülke (Kuzey Kore ve İran’ın haricinde) nükleer silah edinmek maksadıyla ciddi adımlar atmaya başlayabilir. Yani bir dizi ülke ABD’yle veya genel olarak Kuzeyle olan ikili veya çoklu ticari görüşmelerde daha katı bir çizgi takip etmeye istekli olacaktır. Yani birçok ülke dolardan uzaklaşmaya daha çok istekli olacaktır. Rusya, petrol fiyatlarını artık avro üzerinden belirleyeceğini çoktan duyurdu. Diğerleri de onu takip edebilir. Çin, yuan'ın değerini artık sadece dolarla değil döviz sepetiyle belirlemeyi düşündüğüne dair işaretler verdi. Ve belki birgün ABD’nin kabusu gerçekleşebilir – dolara duyulan güvende geniş ölçekli bir kayıp – bu durum bir kez gerçekleşirse geri dönüşü olmaz ve ABD hükümetinin kırılgan finans yapısını yerle bir eder.

ABD şu günlerde Irak’taki 30 Ocak seçimleriyle kaynıyor. Başkan Bush bu seçimleri “özgürlüğün sesini” yansıtan “büyük bir başarı” olarak nitelendirdi. İlk sonuçlar hiç şüphesiz biraz şişirilmişse de Şiilerin ve Kürlerin çoğunluğunun oy kullandığı ve Irak direnişinin sadece hergün öldürebildiği kadar adam öldürmeyi başardığı ortada. Bu durum çok mu şaşırtıcı? Daha fazla insanın ölmemesinin sebebi yoğun Amerikan askeri önlemleridir (bunlar arasında otomobillerin kullanımının yasaklanması da var). Peki, Şiilerin oy kullanması şaşırtıcı mı? Dokuz ay önce hem ABD’ye hem de İyad Allawi’ye geçici ulusal meclis kurulana dek (esas olarak anayasayı hazırlaması için) seçimleri ertelememeleri için şiddetle muhalefet edildiğini hatırlayalım, böylece Şiileri iktidara geçirip İyad Allawi’yi görevinden almayı umuyorlardı. ABD seçimlerin yapılmasına izin verdiyse bunun kesin sebebi Ayetullah Ali el Sistani’nin seçimlerin ertelenmesini son nokta olarak açıklaması aksi takdirde ABD işgaline karşı olduğunu ilan edeceğini söylemesidir. El Sistani istediğini aldı ve Şiiler de oylarını kullandılar. Kürtler içinse, seçime büyük bir Kürt katılımının olması asgari ölçüde bile olsa otonomi edinmek için en iyi teminattı, zaten kendi bölgelerinde fiilen (de fakto) buna sahipler. Sünniler beklenildiği üzere seçimi etkili bir şekilde boykot ettiler. Ayrıca bunun tam ortasında “özgürlüğün sesi" Kürtler azınlık Hıristiyanları ve Türkmenlerin kendi bölgelerinde oy kullanmalarını büyük oranda engellemeyi başardılar, aksi takdirde Kürtlerin listesine verilen oy yüzdesini düşük gösterecekti.


Şimdi nelerin olup bittiğini görmek zorundayız. Ancak ABD’nin olması umulan gibi bir hükümete sahip olması ihtimali çok düşük. ABD askerleri çekilmeden Irak direnişinin de sona ermesi pek olası değil. ABD basınının seçimlerin yapılmasıyla ilgili sevinç gösterisi yakında son bulacak ve para ve cana ve dolayısıyla ABD kamuoyunun sabrına mâl olmaya devam edecek sonu gelmez düşük yoğunluklu ama büyük bir silahlı çarpışma gerçeğinin farkına varacaklar. Tüm bu olan bitenin ortasında İran nükleer testini gerçekleştirebilir. Batının tepkisi tabii ki çok büyük olacaktır. İran’daki (ve İran dışında da) kamuoyunun takdiri de büyük olacak. Ancak bundan sonra jeopolitik gerçeklikler George W. Bush’un kesinlikle hoşlanmayacağı bir yönde gelişmeye devam ederken yeni bir statüko belirlenecek.

21/02/2005 tarihinde tarafımdan Açık Radyo için İngilizce'den çevrilmiştir. Yazının orijinal metni için, tıklayınız.

0 yorum.:

Yorum Gönder